Asabi Prens – 2 yaş etkileri ve Annenin hali!

Bu sıralar evde böyle biriyle yaşıyoruz. Yeteneklerini keşfeden, zorluklarla mücadeleye girişen, beceremeyince sinirlenip göz yaşları akıtmaya hazır, dediğim dedik, inatçı bir küçük adam bu. Babycenter’ın haftalık ve aylık bültenlerine bakmamışım ne zamandır. Bu sabah çocuğunuz 22 aylık başlıklı bültene tıkladığımda Koray ile yaşadıklarımızı anlatan bir yazı ile karşılaştım. Öfke nöbetlerinden, bunlarla nasıl başa çıkılması gerektiğinden bahsediyordu.

Tabi sadece başarısızlıkları karşısında yaşamıyruz bunları, istemediği bir durumla da bu şekilde baş etmeye çalışıyor. ”Hadi Koriş banyoya… ııhh, Hadi Koriş çıkalım artık banyodan… (daha sert bir) ııhhh!” Yemek yeme problem, sütünü 30 saniye geciktirsek problem, giyinmek problem, bezini değiştirmek problem. Peki anne-baba olarak nasıl davranmalıyız? Açıkçası tam olarak ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Koray öfkelendiğinde onu gidip yatıştırmalı mıyım? Yoksa susturmalı mıyım? Yoksa kendi kendine sakinleşmesini mi beklemeliyim?

Düştü. Hafif bir düşmeydi, merak edecek bir şey yok ama o hala yerde ve bana bakıyor. Göz yaşı aktı akacak, benden işaret bekliyor. Ne yapacağım?

Geçen gün 1 saatliğine yan evdeki arkadaşımın oğlu geldi bize. Koray’dan 7 ay büyük. Araba canavarı, evde kendinden 4 yaş büyük bir ağabeyi var. Başka çocuklarla baş etmeyi son derece iyi biliyor bu yüzden. Benim oğlum ise henüz yeni yeni arkadaş ediniyor. Arabaları, oyuncakları çok değerli ama başkasını oyuncaklarında gözü yok. Varsa yoksa kendi benesi, audisi, legosu… Efe ise dedim ya araba canavarı, bizimkileri görünce transa geçti. Kucağında 3 tane araba ile bizim bahçede. Koray bir tanesini almak istiyor. Bir tane bile yeter. Yok. Mümkün değil. Annesi, Efe’nin arabalarını getirdi, Koray onlarla oynasın. Hayır. Koray’ın derdi kendi arabalarıyla. İkide bir de gelip dönmeyen diliyle bir şeyler geveleyip arkadaşının kucağındaki arabaları gösteriyor.

Ben şimdi ne yapmalıyım? İkisi de çocuk. İkisi de aşağı yukarı aynı fiziksel ve ruhsal gelişim dönemlerinde. İkisinin de moralini bozmadan işin içinden nasıl çıkmalı? Yoksa hiç mi karışmamalı? İç güdüsel yaklaştım olaya. Efe’ye bir tane arabayı Koray’a vermesinin daha iyi bir fikir olacağını böylece beraberce oynayabileceklerini söyledim. Bir tane de kendim için istedim. Böylece hepimizin 1’er arabası olacaktı. Koray’ın da tam olarak konuşamadığını ve derdini ifade edemediğini anlatmaya çalıştım. Arabalarla nasıl oynaması gerektiğini kendisinin benden daha iyi öğreteceği gibi şeyler zırvaladım. İşe yaradı biliyor musunuz? Efe elindeki arabalardan birini bana, gönülsüz de olsa diğerini Koray’a verdi. Koray’a yerde duvarda arabaların nasıl gittiği ile ilgili brifing de verdi bu arada:) Sonra Efe bir anda başka bir oyuncağa takılınca Koray ışık hızında geriye kalan arabasını da alıp yanıma getirdi. ‘Anne, al’ = Anne, al sakla demek olmalıydı. Efe almaya kalkınca bu sefer Koray vermek istmedi. Sonra dayanamadı tekini verdi. Ben daha fazla müdahale etmemeye karar verdim. Biraz daha bu şekilde oynadılar. Efe gitme vaktinde, bizim arabaları da götürmeye kalkınca kıyamet koptu. Koray’ı hem üzmemek hem de çok fazla öfke nöbetine katılmasını engellemek için oyuncakların sahiplerinde kalması gerektiğini söyleyerek Efe’nin elindekileri aldım. Koray’a da vermedim hemen. Oyuncak kutusuna koydum. Doğru mu yaptım, yanlış mı bilmiyorum. Tamamen iç güdülerime göre hareket ettim.

Çocuk bir şeyi başaramadığında hemen süper kahraman kılığına girmemek gerekir diye okudum. Çocuğun sinirlenmesine hatta ağlamasına ardından tekrar kendi kendine denemesi için ona şans tanımalıymışız. Baktık gerçekten de durum vahim ve çözemiyor, bu gibi durumlarda da ”haklısın hiç kolay değil bunu yapmak. İstersen beraber yapmayı deneyelim, belki iki kişi başarabiliriz.” gibi sözlerle onu hem motive edip hem de işin doğrusunu yumuşak bir geçişle öğretebilirmişiz.

İç güdülerime göre davranan bir anne olduğumu söylediğim çocuk doktorumuz, ” attachment parenting-doğal ebeveynlik- tam da bu işte.” demişti. Hem 2 yaş hem de ergenlik dönemini bu şekilde daha kolay atlatırsınız diye de eklemişti.

——

Yukarıdaki paragrafları yazıp yayınlayamadan sokağa çıktık bugün. Koray tam bir baş belası kıvamındaydı. Ben, bir iki kere ters bir bakış atmak zorunda kaldım yoksa Migros’un rafları inmek üzereydi. Bunun dışında onu anlamaya uğraştım tüm öğleden sonra. Her istediğini yapmaya çalıştım. Olmayacak bir şey varsa, ”gel bak bu senin daha çok hoşuna gider bence” diye ilgisini dağıtmaya çalıştım. Şu anda bitap bir halde bilgisayar başında yazımın kalanını tamamlıyorum, Koray da bahçede Luca’nın tepesinde. İkazda bulunacak halim kalmadı.

0

Leave a Reply