Nereden başlasam bilemiyorum. Yazının başlığı her şeyi anlatıyor aslında. 4.5 yaşında bir çocuğun yeri okul olmalı. Hatta daha küçüklerin bile. Bugüne kadar gerek blog yazılarımda gerekse sosyal mecralarda anaokulunun ne büyük bir nimet olduğunu belirttim durdum. Aslında bu durum bildirimlerim daha çok kendimle ilgiliydi çünkü ben evde çok fazla aktivite yapabilen, çocuğu oyalayabilen bir anne değilim. Koray neredeyse 2.5 yaşından beri anaokuluna gidiyor. Önce yarım gün, 3 yaşını geçince tam gün gitmeye başladı okula. O okuldayken ben ne yapacağımı şaşırıyordum ilk zamanlar. Sanki izne çıkmış gibiydim. O zamana kadar nasıl oyalamışım çocuğu hiç bilemiyorum şimdi düşününce. Zaten çok daralınca sokağa atıyorduk kendimizi. Bir şekilde evde kaldığımız günlerde ise ne yapsak da eğlensek diye kıvranıyordum. Tüm gün bir sürü aktivite yapan çocuğa aynı rutini sağlamak kolay değil. Yapabilen anneler var ama ben onlardan değilim. Resim, hamur bir yere kadar idare ediyor. Benim sıkıldığımı anlayan akıllı oğlum da ¨Anne sen otur ben arabalarımla oynarım¨ diyor çoğu zaman. Çok sıkıldığında da evin altını üstüne getiriyor, işte öyle anlarda da ¨imdaaat eğitim şart!¨ diye haykırıyorum. Evet, sorun çocukta değil bende.

Buraya kadar yaşadıklarım tamamen benimle ilgiliydi. Çocuğu okula giden annenin boş zamanlardaki beceriksizliğinin hikayesiydi. Oysa şimdi içinde bulunduğumuz durum tamamen okulun çocuk için ne kadar önemli olduğu ile ilgili. Biliyorsunuz düzenimizi alt üst ederek uzun bir seyahate çıktık. Amerika’dayız. Koray, o çok sevdiği okulundan ayrılmak zorunda kaldı. Başka bir gezegendeyiz sanki gerçi bu değişikliğe çabuk adapte oldu. Yaşadığımız şehir, semt, ev, kurallar onu daraltmadı, henüz. Ancak aradan geçen şu 3 hafta içinde bizi, hepimizi en çok zorlayan okulsuzluk oldu. Hayır, Koray’ı oyalamak zor değilmiş aslında eskisi kadar. 4 yaştan sonra hayat çok değişiyor. Beraber vakit geçirmek çok keyifli. Sohbet ediyoruz, şakalaşıyoruz, yürüyüşler yapıyoruz ama işte mutsuz. Arkadaş arıyor. Parkta kendine uygun gördüğü çocukların yanına gidip oyunlarına girmeye çalışıyor yarım yamalak ingilizcesiyle. Evet, bir de o mesele var: yabancı dil. Burada fark ettik ki aslında tane tane konuşulduğunda çoğu cümleyi anlıyor. 2 senedir okulda öğrendiği ingilizce ve evde çocuk programları sadece ingilizce seyrediyor olması işe yaramış. Bizimkinin derdi elbette konuşmak. Bildiği kelimeleri arka arkaya sıralıyor. Karşı taraf anlayamayınca da bana dönüp yardım istiyor. Henüz morali bozulmadı, vazgeçmedi de konuşmaktan. Hatta tam tersine iletişime geçmek için daha fazla uğraşıyor. Bütün bunları seyrederken en çok benim kalbim parça parça oluyor.

Meğer anaokulu bu yaş çocuğu için her şeymiş. Sosyalleştiği, oyun oynadığı, bir sürü şey öğrendiği, hem evden bağımsızlaştığı hem de grup içinde yaşamayı öğrendiği yermiş. Evi dışında kendimi rahat ve güvende hissettiği ortammış. Bugüne kadar öğrendiklerine bakıyorum da benim tek başıma ona aktarmam mümkün değil. Okula giden çocuk annenin nefes alması demek ama en çok da çocuğun hayata bir adım önde başlaması demekmiş. Hiçbir şey yapmasalar kendi yaşıtlarıyla paylaştıkları yetermiş.

Bu arada en sonunda Koray’a bir okul buldum sanırım. Geçen gün deneme dersine gittik. Durumu da anlattım. ¨Hallederiz dil problem değil, öğrenir hemen¨ dediler ve Koray’ın elinden tutup sınıfa götürdüler. Ben de yerimden kalktım arkalarından gitmek için dönüp bakmadı bile bana. Biraz heyecan biraz neşe ile bir küçük sınıfa gittiler. Kapı açık, uzaktan seyretmeye başladım. Legolarla oynadılar, şarkılar söylediler, resim yaptılar, hayvan taklitleri falan derken baktım bizimki her şeye katılıyor. O üç saat boyunca arada kendimi gösterdim sadece rahat olsun diye. Yanıma gelmedi, beni çağırmadı ve gün sonunda ¨biraz daha kalsaydık¨ dedi. Havalara uçtum desem yeridir. Bugün okula başlıyoruz. Sanırım ben Koray’dan daha heyecanlı ve mutluyum. Saatler boyu okulda beklemeye razıyım yeter ki mutlu olsun, oyun oynasın, arkadaş edinsin. Onun yüzündeki gülümseme her şeye değer çünkü.

Demek istediğim anneler, anaokulları çok kıymetli yerler. Göndermekte biraz tereddüt ediyorsanız etmeyin. Size ve çocuğunuza uygun, mümkünse eve veya çalıştığınız iş yerine yakın bir okul seçin. Beklentilerinizi çok yüksek tutmayın. Temiz olsun, düzgün beslenme programı olsun yeter. Gerisi teferruat bence.

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

6 Comments

  1. Harika bir yazı olmuş. Kızım 2 yaşında ve ben bazen yetemediğimi onu oyalayamadığımı düşünüyorum 2,5 olsun vereceğim mutlaka kreşe yarım günle başlamak sanırım en mantıklısı. Pei yabancı dil eğitimi vermeleri gerekirmi bu dönemde en çok onu merak ediyorum ben.

  2. Kesinlikle okul şart :) 18 aylıktan beri aşamalı bir biçimde okul yoluna girdik. 3 yaşında tam gün okula başladı. Ben de senin gibiyim, çok yaratıcı sayılmam….Ben dışarıda etkinlik organize etmeyi seviyorum, analı kuzulu, evde de yapıyoruz bir şeyler elbette ama aynı olmuyor nedense….
    Ben de bu konuda içimi dökmüştüm bir ara :) http://evaciton.wordpress.com/2012/04/06/yuva-icin-erken-mi/

  3. Merhaba Koraya ve minik bebişe sevgiler öncelikle

    Tamda şu resimdeki legolardan arıyoruz acaba nerden ve hangi marka yardımcı olursanız çok seviniriz..
    sevgilerle

Leave a Response