Uykuydu, beslenmeydi derken şimdi yeni bir döneme girmek üzereyiz: 2 YAŞ SENDROMU.

Anlatıldığı kadar ürkütücü mü gerçekten bilmiyorum. Ben de karar verdim araştırmya ve başladım okumaya. En azından ne ile karşılaşacağımı bilmeliydim. Kulaktan dolma da olsa, küçük kuzenlerden aklıma kalanlar da olsa giriş cümlesini biliyorum ama: ‘BEN BURDAYIM’, ‘BEN DE VARIM.’ Çocuğun bebeklikten çıkıp kendini ispat etme evresi. Hem onun için hem de ailesi için sancılı bir dönem. İnatlaşma, söz dinlememe, aşırı hareketlilik, itiraz, ağlama krizleri… dünyanın merkezinde zannediyorlar kendilerini zavallıcıklar.

Peki gerçekten 2.yaşında mı başlıyor? Sorumun cevabı tabi ki HAYIRmış. 18 ay civarında başlayabiliyormuş. En azından kendini hissettiriyormuş. En geç 30.ayında bu öfke nöbetleriyle dolu sendrom kapımızı çalacakmış. İstisna olarak ‘melek’ bebek olarak adlandırılanlar bu dönemden asla geçmezmiş.

Nereden anlayacağız? Eğer ona yapmamasını söylediğimiz bir şeyi yapıyorsa veya istediği olmadığında kendini yerden yere atıyorsa hazır olmalıymışız. 2 yaş
sendromunun ayak sesleriymiş. İstekleri bizi eğlendire de bilirmiş ama çoğu zaman sinirlendirecek cinsten olurmuş. Daha önce hiç istemediği şeyleri talep edermiş. Amacı ise istediği olacak mı, istediğini yaptırtacak gücü var mı görmek için.

Neden ciddi bir hastalık gibi ‘sendrom’ olarak nitelendiriliyor? İnatlaşmalar ve ağlamalar arasında bir çatışma ortamı olunca anne ile çocuk arasında ve nasıl davranılacağı bilinmeyince uzun bir sürece dönüşebiliyormuş. Bu da sendrom olarak nitelendirilmesine neden oluyormuş. Boşuna ingilizce ”Terrible Two”* denmiyor.

Genel olarak, yürüme, tırmanma, uzanma gibi hareket kabiliyetlerini iyice geliştirdiğinden dokunmak, eline almak istediği herhengi bir nesneye uzanması artık hiç zor değil. Enerjileri oldukça fazla. Bunu başarmış olması onun için oldukça heyecan verici olduğu kadar biz anne-babalar için sinir bozucu olabiliyor. Daha da kötüsü istediği olmayınca kendini yerden yere atan veya çığlık çığlığa atan bir çocuğa sahip olmak.

2 yaş sendromu=inatlaşma Bilimsel kaynaklara göre bu inatlaşma dönemi , özerklik dönemi olarak tanımlanıyormuş. Normal olan zaten inat etmesi, itirazlarla direniş göstermesiymiş. Çok iyi hatırlıyorum. Dr.Sabiha Paktuna’nın katıldığı programlardan birinde konu bu inatlaşma dönemi ve annelerin verdiği tepkilerdi. Sabiha hanım, ”çocuğunuz inatlaşmıyorsa, HAYIR demiyorsa bir problem vardır. Doğal olan, normal olan budur. Siz onun kendisini göstermesi için destekleyici olun. HAYIR dedirtmeye çalışın hatta” demişti. Aklıma kazınmıştı bu sözler aylar öncesinden. Demek ki yapılması gereken, artık onun büyüdüğünü kabul etmek, istekleri ve itirazlarına saygı göstermek ve ona seçim hakkı tanımak gerekiyor. Anlatılanlara göre tüm bunları yapmak anne-baba için o kadar da kolay olmuyormuş. Çünkü karşımızdaki isteklerini ağlayarak, bağırarak yaptırmaya çalışan bir velet olma ihtimali büyükmüş ve stresli ruh hali herkese bulaşıyormuş. Sonuç=karşılıklı bağırışma, asabiyet.

Çocuklar bu dönemde büyük birer kaşif olurlarmış. OLUYOR gerçekten. Gördükleri her nesne, şekil, renk, duydukları her ses onlar için yeni bir öğrenme demek. Bizim anne-baba olarak görevimiz algılarını ve zihinsel gelişimini desteklemek. Çocuğumuza söyleyeceğimiz her HAYIR onun bu öğrenme evresini tamamlamasını engellenmesine sebep oluyormuş. Engellenen çocuk daha da sinirli olacak, o sinirlendikçe biz daha çok sinirleneceğiz. Üstelik 2 yaşında bir çocuk henüz kendini tam olarak ifade edemediğinden, derdini de tam olarak anlatamıyor, duygularını belirtemiyor demektir. Bu onun daha çok asabi olmasına neden oluyor. Bizler de bu durumu göz ardı edince bağırış çağırış başlıyor ve bizim minikler gerçekten üzgün bir surat ifadesine bürünüyorlar.

Özetlersem: 2 yaşındaki bir çocuk;

Yürür, tırmanır, uzanır, zıplar, hoplar, koşar. Eşyaları hareket ettirir ve amacına ulaşmak için nesneleri kullanabilir. Dil gelişimi tamamlanmamıştır, kendini ifade etmekte güçlük çeker. Enerjileri çoktur, devamlı hareket halindedir. Sınırları zorlar. Büyüklerin yaptığı her şeyi taklit etmeye başlar. Hatta ayakkabı, gözlük, şapka gibi anne-babaya ait kıyafetleri giymeye çalışır ki büyüdüğünü göstersin. Artık her an anne-babaya boyun eğmeyecektir çünkü istediği ve istemediği şeylerin farkındadır ve bunları ebeveynlerine anlatmak için uğraşır. Tehlikenin ne olduğunu bilmez. Yüksek bir yere tırmanmak onun için yeni bir başarıdır. Anne-babanın aşırı tepki, onun bu hareketi daha fazla ve daha bir zevkle yapmasına neden olur. Hatta ”gözümüzün içine baka baka yapıyor” cümlesi sık sık duyulmaya başlanır.

Tüm okuduklarım ve yukarıda paylaştıklarımın ışığında bizim evin değerlendirmesini yaparsam, Koray’ın 2 yaş sendromu yavaş yavaş başlıyor diyebilirim. Koray’ın, çoook yüksekte olmaması kaydıyla uzanamayacağı nesne, çıkamayacağı yer kalmadı gibi evde. Sandalye, tabure veya üzerine çıkabileceği herhangi bir şey onun hedefine ulaşması için yeterli oluyor. Üstelik hedefine ulaştığı anda neşeli çığlıklarla dönüp bize bakıyor. Benim çok tepki vermediğimi öğrendiğinden genellikle baba ve anneannesinin yanında olduğu zamanlar yaramazlık dozunu arttırıyor. Mesela akşam babası eve gelene kadar gün için koltuklarda zıplayıp, sehpa ve masaların üzerin çıkmıyor. Benim için tüm bu yaramazlıkları, Koray’ın biraz daha büyüdüğünün göstergesi, kızmak bir yana koşturarak fotoğraf makinesini elime alıyorum ki, herkese gururla oğlumun neler becerdiğini göstereyim. HAYIR kelimesini kullanmamaya özen gösteriyorum. Daha doğrusu prizler, fırın-ocak ve otomobil kapı kolunu açmaya çalışması durumunda kocaman bir HAYIR çıkıyor ağzımdan. Diğer zamanlarda kibarca ‘yok canım, yapmayalım, hadi bırakalım onu’ diyorum bazen de ‘no no no’ çıkıyor sevimli bir ses tonuyla ağzımdan. Koray da anladı tüm bu vurguların farkını. HAYIR’ı duyduğunda çok bozuluyor oradan biliyorum.

Uykuya geçişleri bile bozuldu. Dün uyku problemi ile ilgili bir yazım vardı ya.. Bugün anladım ki uykuya direnç gösteriyor. Eskisi gibi hemen yatağına gitmiyor çünkü istemiyor. Ne kadar uykusu olursa olsun henüz uyumak istemiyor. Biraz daha kitap okumak, oyuncaklarıyla oynamak istiyor. Bense ‘hadi Koraycım yat artık, çok uykun var’ diyerek zorla uyutuyorum.

Peki ben yukarıda anlattığım kadar olgun ve sakin miyim 7/24? HAYIR. Keşke her an soğuk kanlılığımı koruyabilsem ama yapamıyorum. Bir bakıyorum sesim Anadolu yakasından bile duyulur şekilde çıkıyor. Ben bile inanamıyorum ve anlayamıyorum kendimi. Koray nasıl anlasın ki benim bu sinir ataklarımı? Hata, kocaman bir hata benimki. Bağırmaya başladığım anda pişman oluyorum zaten ve diyorum ki kendime: ”Anlamıyor, 18-19 aylık bebeğin senin neden bağırdığını anlamıyor. Dudakları bükülüyor ve bazen da ağlamaya başlıyor olması senin neden delirdiğini anlaması demek değil. Sesinin anormalliğinden ortada kötü bir şey olduğunu fark ediyor  o kadar.” Ama Neden? Ne? Nasıl? Bilmiyor zavallıcık. Boşuna her ikimizi de üzmüş oluyorum sadece.

2 yaş sendromundaki miniğe nasıl davranacağız? Onu daha çok kucaklayacağız, onu çok sevdiğimizi anlatacağız ve dikkatini başka bir konuya, nesneye çekmeye çalışacağız. Bol bol hareket edip enerjisini sonuna kadar kullanmasını sağlayacağız ki akşam uykuya geçerken daha az direnç göstersin.

  • Dışarıdayken, başkasının evindeyken bu sinir ataklarının nasıl üstesinden geleceğiz? Çocuğumuzu alıp yalnız kalacağımız bir köşeye çekilip ona sakinleşmesi için zaman tanıyacakmışız. 3 yaşında doğru birbirimizi daha iyi anlayacağımızdan karşılıklı olarak duygularımızı anlatmaya başlayabilirmişiz.
  • İnat ettiğinde onun küçük ve güçsüz olduğunu unutmayıp inatlaşmamak gerekiyor.
  • Bu asabi davranışlar, doğal gelişim sürecinin bir parçası.
  • Hoşumuza gitmeyen bir davranışa karşılık cezalandırma, bağırma veya engelleme yapılmaması gerekiyor. Henüz birbirimizi sözel olarak anlayamadığımızdan uzun uzun konuşarak boşuna zaman kaybediyormuşuz. Yapılacak en akıllıca şey başka bir oyunla dikkat dağıtmak.
  • Eğer dikkatini dağıtmak yeterli gelmiyorsa, onunla ilgilenmeyi kesmeliymişiz. Kısa sürede sakinleşiyorlarmış. Baktı ki ağlayarak, kendini yerden yere atarak ilgi çekemiyor, bundan vazgeçiyorlar.

Çocuğumuzun bu asabi davranışlarından şikayet etmek yerine onun bir süreçten geçtiğini anlayıp, onun büyümekte olduğunu kabul etmeliyiz. İki yaş sendromunu bir aile faciasına dönüşmesini engellemek zorundayız. Aksi halde gerçekten de asabi, devamlı ağlayan, bağıran bir çocuğa sahip olabiliriz. Onun ihtiyacı olan sevildiğiniz hissetmek, bolca öpüşüp koklaşmak, anne-baba ile daha çok oyun oynamak ve yeni şeyler öğrenmesi için destek olmak!

Koray henüz ciddi sinir krizi atağı geçirmedi. Heyecanla bekliyorum. Bir yandan da okuyorum. Etrafıma soruyorum ve kardeşimin o dönemini hatırlamaya çalışıyorum. Aklımda en çok kalan, Kerem’in her hafta sonu gittiğimiz restoran’ın girişine pas pas olarak boylu boyunca kıpırdamadan yatması, annemlerin onu tanımayıp beni yanına göndermeleri, Kerem’in bağırarak beni tekmelemesi ve tekrar aynı pozisyonu alması. Restorana girenlerin tuhaf tuhaf ve acır şekilde bakmaları… SÜPERMİŞ. O zaman -henüz 6 yaşındayım- ben çok kızıyordum ona ve bildiğim kötü kelimeleri sayıyordum (salak, aptal …vb) sevgili anne-babamız da bu sefer her ikimizi de görmezden geliyorlardı. Yemekleri bitene kadar zaten Kerem de ben de sakinleşip normale döndüğümüzden mutlu mutlu eve gidiyorduk. Abla olmak ne kadar sorumluluk getiriyormuş insana meğer!

Kaynak:
http://www.babycenter.com/0_your-20-month-olds-social-and-emotional-development-terrible_1273321.bc
http://www.baby-medical-questions-and-answers.com/toddler-behavior.html
http://www.bbc.co.uk/parenting/your_kids/toddlers_terribletwos.shtml