Dün akşam Koray’ın oyun derslerine gittiği okulun pre-school (okul öncesi) programının tanıtımındaydık. Ben zaten ilk günden itibaren çok sevmiştim ortamı ama en önemlisi Koray’ın mutlu olup olmamasıydı. Her oyun dersinden sonra ağlayarak çıkıyor oradan. Her sabah soruyor ‘bugün okula gidiyor muyuz?’ diye. Sırf bu yüzden bile seviyorum.

Dünkü toplantıda dikkatimi çeken bir kaç konu konuşuldu, onları paylaşmak istiyorum:

* 2.5 – 3.5 yaş dönemi çocuğun tam gün okula gitmesi için erken. Yarım gün ideal. Üstelik hala çok küçükler ve öğle uykusuna ihtiyaçları var. Evde de vakit geçirmek istiyorlar. Henüz evden o kadar uzun süre ayrı kalmalarına gerek yok. Elbette bazı çocuklar gelişimlerine ve aile yapılarına göre tam gün yuvaya gidebilirler.

* Ebeveynsiz programların ilk günleri hem anne hem de çocuk açısından sarsıcı olabiliyor. Ancak anneler çocuklarından daha zor ayrılıyorlar. Çocuklardan daha fazla annelerle uğraşmak zorunda kalınıyor.

* Bu yaş dönemindekiler henüz oyun çocuğu. Onları katı disiplinle, yoğun ders programlarıyla akademik hayata hazırlamanın bir yararı yok. Çocuklara elbette bir şeyler öğretilecek, yapılan her aktivitenin bir amacı var. Bu hedeflere ulaşılırken kullanılan yöntem ise oyun, müzik ve resim.

* 9 aylık bu okul döneminde çocuklar inanılmaz bir değişim gösteriyorlar. Sıraya girmeyi, birbirlerini beklemeyi, kendilerini ifade etmeyi öğreniyorlar. O yüzden mümkünse ‘erken’ demeden çocukları kısa süreli de olsa okula hazırlık sınıflarına veya oyun gruplarına göndermekte yarar var.

* Çocuk bir şekil çizdi ve buna ‘ev’ dedi. Oysa yakından uzaktan ilgisi yok. Yapılacak en kötü şey çocuğa ‘bu ev değil, bak öyle çizilmez böyle çizilir’ demek. Eğer çocuk çizdiğine ev dediyse o, evdir ve de en güzel ev odur. Herkes de alkışlar. Çocuğun motivasyonu, yaratıcılığının gelişmesi için bu noktalar çok önemli. Asla çocukların çizdikleri, anlattıkları veya kurdukları oyunlarla dalga geçmemeli, onları düzeltmeye kalkmamalıyız.

* Konuşmayan bir çocuk diğer çocukların arasına girdiğinde alay konusu olmaz çünkü bu yaş grubu çevrelerindekilerle fazla ilgilenmez. Şişmanmış, sarışınmış, kekemeymiş, bir ayağı sakatmış umurlarında olmaz. O yüzden konuşmayan çocuk kendini dışlanmış hissetmez. Aksine iletişim kurmaya çalışır.

* Evde annesi, bakıcısı tarafından yedirilmeye alışmış çocuk okulda kendi kendine yemeği öğrenir. İlk başlarda öğretmenlerinden talep edecektir ancak çok geçmeden kendi kendine yemeğe başlayacak.

* Düz duvara tırmanan çocuk okula hazırlık sınıflarına artı değer katar. Bu sevilen bir öğrenci karakteridir çünkü özgüveni gösterir. Gücünün farkındadır.

* Sorun çözmeyi öğreniyorlar. İlişki kuruyorlar, yaşıtlarını tanıyorlar ve kendi aralarında sorunlarını halletmeye başlıyorlar.

* Küçük çocuklar için küçük binalar güven hissi verir. 2.5 yaşında bir çocuk kocaman ultra lüks bir binada okula gitmekten hoşlanmaz genelde. Çünkü o büyüklük ona korkutucu gelir. Kaybolma hissi yaşar. Çocuk kapıdan içeriye girdiğinde eve giriyormuşçasına rahat olmalıdır.

* Çocuk okulda mutlu olmalıdır.

Yukarıdakiler Koray’ı göndermeyi planladığım okul için geçerli olan bilgiler değil. Bu yaş grubundaki çocukların gelişimleri gözlemlenerek belirtildi. Yani okula gidecekse bunları bilmekte yarar var. Bu geçtiğimiz 8 ayda haftada iki kere 1’er saat gidiyor olduğumuz halde bir sürü değişim olduğunu görüyorum Koray’da. Bir sonraki aşama ebeveynsiz program. Bakalım neler olacak.

Deneyimli annelerin eklemek istedikleri varsa paylaşırlarsa çok sevinirim.

Not: Ben bu yazıyı yazarken bir yandan da anneme anlatıyordum. Bir baktım gözleri dolu dolu ‘benim kuzum tek başına mı kalacak?’ dedi :)