Anne olmak = vicdan. Çocuk, ev işleri, profesyonel yaşam ve birinin karısı olma sorumlulukları arasında nefessiz kalan kadınların durumundan bahsedeceğim. Açıkçası daha çok kendi halimden.

Çalışan bir kadın olarak hamile kaldım. İşten ayrılmadım, doğum iznine çıktım. Evde oturabilecek bir tip değildim çünkü. Koray doğdu ve ben onu bırakamadım. Çocuğu, minicik 4-5 aylık bir bebeği bakıcıya bırakma fikrine yakınlaşamadım ve istifamı verdim. Elbette şanslı sayılabilirim. Maddi açıdan çalışmazsam geçinemeyiz diye bir durum olmadığından da işe geri dönmeme kararını verebildim. Sadece kariyer yapma fırsatını teptim. Pişman mıyım? Bazen. İkisini birden götüremez miydim, diye düşündüğüm oluyor. Geçti artık. Ben seçimimi yaptım. Daha mı zor, daha mı kolay tartışılır?

Şimdi durum şöyle bizde: çocuğuna kendi bakmayı tercih eden bir anne, yaramaz bir velet, bir golden retriever ki Koray’dan daha çok söz dinliyor, titiz ve oldukça düzenli bir baba -haftanın yarısını iş dolayısıyla başka şehirde geçiriyor. Evimiz çok uzakta olmasa da  şehir dışında sayılabilecek bir yerde. Kuzenlerim köprünün diğer tarafında, öyle her istediklerinde çat kapı gelemiyorlar. Annemler başka bir şehirde yaşıyorlar. Yardım çağrım her zaman anında cevaplanamıyor. Açıkçası çok zor durumda olmadığım zamanlar dışında da pek sesim çıkmıyor çünkü çoğu kişiye göre şikayet etmem nankörlük. Çocuğuma hem kendim bakıyorum, hem de ev işleri için bir yardımcım var. ‘Daha ne?!?’ diyenler vardır. Uzaktan her şey harika görünüyor olabilir ama ev işi yapmasam bile yoruluyorum. Bir yandan bir iş geliştirmeye çalışıyorum: SLINGO. Takip ettiğim, düzenli yazılar yazdığım siteler ve kendi bloglarım var. Ben detaycı bir insanım. Öyle yarım saatte bir yazı çıkaramam kolay kolay. Düşünürüm, şekillendiririm, düzeltirim, yeniden yazarım gerekirse. Bir yandan telefon görüşmelerim var ancak Koray izin vermediğinden çoğu zaman, onun uyuduğu 2 saate sıkıştırmaya çalışıyorum. Toplantılarım olduğu zaman ise daralıyorum. Koray’ı bırakma sorunu yaşıyorum.

Çocuk sorumluluğunun dışında bir de koca var. O da başka bir çocuk. İlgi istiyor; güler yüz, hoş sohbet istiyor. İstiyor da her zaman bulamıyor. Benim sinir içinde kaldığım anlara denk gelip de beni eleştirmiyor mu?!?! Al birini, vur ötekine.

Çözüm var mı?

‘Ne var canım bir bakıcı tut’. Demesi kolay. Zaten kadınlar konusunda yüzüm gülmüyor. Ailecek memnun kaldıklarımız bizi yolda bırakıyor veya beni sinir hastası durumuna getiren tiplerle karşılaşıyorum. Üstelik bugün birini buldum, diyelim; yarın çocuğu bırakıp gidemem ki. Ben güvenemem, daha da önemlisi bizim ‘anne bağımlısı’ kalmaz tanımadığı kadınla. Üstelik Koray’ı bırakma konusunda kendimden önce Sarp’ı ikna etmem gerekiyor.

‘Kuzenlerinin yakınına taşın’. O da düşünüldü ama evimize ve yaşadığımız yere öyle alıştık ki burayı bırakamayız. Zaten Sarp’ın İstanbul’daki işlerinden daha da uzaklaşmamız imkansız. Onun tüm iş stresinin üstüne bir de köprü geçtiğini düşünemiyorum.

Evde çalışan kadına Koray’ın sorumluluğunu ver, ev işleri için başka birini bul. Aklıma gelmiyor değil. 1-2 aydır bizimle. Alıştık birbirimize ama Türkçeyi tam öğrenmedi. Zamana ihtiyacı var bir de Koray’ın bütün gün peşinde koşabilecek gibi değil sanki. Parka gönderiyorum ama evde ikisini bırakmaya cesaret edemiyorum. Koray için de erken sanırım. Sonra aklıma geliyor; zaten yaz boyu anneanne, dede ve kuzenlerle sayfiyede olacağız, dönünce de okul. Sanırım gerek kalmayacak ikinci bir yardımcıya.

‘Eee kadın sen de…’

Doğru. Hem bulunan çözümlere burun kıvırıyorum hem de şikayet ediyorum. Böyleyim işte. Kendime hakim olamıyorum, biraz da utanıyorum. Tek görevi çocuğuyla ilgilenmek olan bir anne olarak hala şikayet ettiğim için utanıyorum. Eylül’de okula başlayacak dedim ya. O zaman her şey düzene girecek diye ümit ediyorum.

İkinci? Evet, bir de o var. Bu sefer bir bakıcıya kesin ihtiyacım olacak.

Seçimler, insan hayatının her anında olacak. Hep geride bıraktığımız için ‘acaba mı?’ diyeceğiz. Pişmanlıklarımız da olacak. Bir annenin en zor seçimi çocuğu ve işi arasında yaptığıdır. Her iki şekilde de şikayet eder kadın. Çalışan, çocuğunu göremediği için; çalışmayan da çocuğundan başka kimseyi göremediği için hayıflanır. Ancak şöyle bir durum var, tüm sıkıntıların  üstesinden gelip de işine devam eden anne, çocukları büyüdüğünde rahatlıyor. En azından benim etrafımda gördüklerim böyle. ‘İyi ki işi bırakmamışım’ diyorlar. Oysa çalışmayan annenin sıkıntıları bitmiyor. Sosyalleşememekten, ‘akşam çocuklar ne yiyecek’ten başka bir şey düşünmedikleri için kendilerine kızıyorlar.

Dün Blogcu Anne’de çalışan bir annenin yazdığı yazıya gelen yorumlara bakılırsa işler tahmin ettiğimden karışıkmış. Bir kadın, çalışmayı seçtiyse ve şikayet ediyorsa, çalışmasın. Daha doğrusu bu işin bir ideali olmadığından kimse kimseye yaranamıyor. Bence bir kadın sırf ekonomik özgürlüğünü kaybetmemek için de çalışmayı seçebilir. Yeterince para kazanamadığı veya çocuğunu göremediği için mutsuz da olabilir. Bu işten ayrılmasını gerektirir mi? İşinden ayrılan kadın evde dört duvar arasında sadece çocukla vakit geçirdiği için mutlu olabilir mi? Veya çocuğuna bakmak için işini ve sosyal hayatını geride bırakan kadın da bunalabilir. Sıkılabilir. Bu kimseyi ‘Kötü Anne’ yapmaz.

Dedim ya ideali yok. Keşke olsaydı, herkes doğrusunu bilir ona göre davranırdı.

 

Biraz da suç bizim hormonlarda. Ele geçiriliyoruz çoğu zaman.

…der işin içinde çıkarım.