Doğru. Aynen pazar sendromu benimki. Çünkü babamız tüm gün evde. Ee ne güzel işte! Güzel, harika, kocam evde. İşin gerçeği kocam evde yok. Her şeye ‘evet’ diyen; yaramaz, dik başlı, 2 yaş sendromundaki oğluyla yarım saat baş başa geçirince sinir küpü haline gelen sonra da oğlundan daha fazla 2 yaş sendromuna giren bir baba var.

Hafta içi Sarp evde yokken akşam saatleri daha zor geçiyor itiraf ediyorum. Koray’ın yemek veya uyku saatine yetişirse herkes daha bir sakin ve mutluoluyor. Fakat hafta sonu huzur kalmıyor bizde, yani bende. Evde yardımcımızın olması da hiç bir şeyi değiştirmiyor çünkü Koray, babası varsa ‘abla’sını etrafında istemiyor. Beni de ‘eh’ kabul ediyor. Annelik kontenjanından yanında olmama izin veriyor ama esas takıntısı baba. Sabah gözünü ‘baba’ diye açıyor. Tüm günü onun yanında geçirmek istiyor. Bugün yaşananları aynen aktarıyorum:

Son bir kaç gündür beraber PS3 oynamaya başladılar. Bugün de sabah ‘direksiyon’ diye diye babasını koydu aletin başına. Ben de fırsat bu fırsat kahvemi dergilerimi gazetelerimi alıp yayılmayı planladım. Aşağıdan bir ses:

– Canııım buraya gelsene.

– Neden?

– Koray durmuyor.

– Yoo duruyor işte yanında. Bir bırak da kahvemi içeyim.

– Benim de canım kahve istemişti. Gelsene burada içelim kahvelerimizi. (aslında bu ‘kahve yapıp getirsene’ demek oluyor)

– Ben iyiyim burada.

– Koray’la hep ben ilgileniyorum.

– Nasıl, anlayamadım?

– Yarım saattir yukarıda gazete-dergi okuyorsun.

– Eee yasak mı yarım saat gazete okumam. Hem başkası mı büyütüyor çocuğu, ben ne yapıyorum sen yokken? Yarım saat baş başa kalamıyor musun oğlunla?!?

Tam bu sırada, bu sefer Koray:

– Annneeeeee

– Efendim Koray’cığım?

– Gel bi gel.

Çare yok dergimi-gazetemi ve kahvemi alıp yanlarına gidiyorum.

– Geldim.

Sarp elimden kahvemi alıyor. Koray beni zorla PS3’ün başına oturtuyor. Birazdan Koray’ın canı Mickey Mouse seyretmek istiyor ama Cd kutusu yukarıda odasında. Bilin bakalım odaya kim çıkıyor? BEN

– Kocacığım, sen neden çıkmıyorsun cd’leri almaya?

– Koray bırakmaz şimdi.

– Denedin mi?

– Ay İremmm, amma tantana ettin.

Koray öğle uykusuna yatıyor binbir güçlükle. Bu sefer en azından 45 dakika – 1 saat boş vaktim var. Sarp da etrafta yok. Heralde aşağıda PS3 oynuyor, diye sevinç içindeyim. Usulca mutfağa gidip kahvemi alıyorum. Salona yerleşiyorum sessizce. Kahve kokusundan mıdır nedir, Sarp geliyor yanıma tüm sevimliliğiyle.

– Gelsene aşağıyı düzenleyelim.

– Yok valla gelemem.

– Ay hadi ya, yardım et bana. (Bir yandan da kahvemden içiyor.)

– Sarp bir rahat bırak beni. Yokum evde bugün öyle farzet.

– Hadi hadi kalk oradan.

Aynen dediğim gibi zorla elimden tutup beni o hafta düzenlemeyi planladığı odaya götürüyor. Baştan savma yardım ediyorum ki sinirlenip beni salona salsın ama yemiyor Sarp. Yarım saat sonunda ‘eee yeter, benden  bu kadar’ diyerek yukarı çıkıyorum. Koray’dan hala ses yok. Süper. İnatla kendime bir kahve daha yapıyorum. Sabahtan beri üçüncü kahve denemem bu. Mutfağa yayılıyorum. Dergi-kahve keyfini acayip severim. Yavaş yavaş her satırı okuya okuya kahvemin tadına doya doya içiyorum. Ne oldu tahmin edin? Koray uyandı. 1 saat uyudu bugün. Şarj etmiş resmen kendini. Gözlerinden alev fışkırıyor. Yaramazlık yapacak belli. Onu da mutfağa getiriyorum. Sütünü ve akşam üstü atıştırmalıklarını koyuyorum masaya. İstediği bir oyuncağı-kitabı da almasını söylüyorum. Beraberce kısa ama sakin vakit geçiriyoruz. Sonra aklına babası geliyor. Bizimki aşağıda PS3 oynuyor gerçekten de. ‘Hadi’ diyorum, ‘yürüyüşe çıkalım.’ 1-2 saatlik gezintiden sonra akşam yemeği hazırlıkları var. Baba-oğul ufak çapta tamir işlerine giriyorlar. Ben de akşam yemeğini hazırlamaya başlıyorum. Yardımcımız da benim yanımda. Koray hala onunla oynamak istemiyor çünkü. Arada bizimkileri kontrole gidiyorum çünkü kavga ettikleri de oluyor. Koray tornavida elinde her yeri tamire hazır. Babası ‘oğlum orası değil burası’ diye söyleniyor. Koray ağlama numarasıyla bana geliyor. Pek ilgilenmiyorum. ‘Baba ile hallet işini’ diyorum.

Komik, döke-saça geçen bir akşam yemeğinden sonra biz yukarı banyo-uyku için çıkıyoruz. Sarp arkamızdan geliyor zannediyorum. Bir anda kaybolmuş ortadan. Banyodan sonra seçtiği masal kitabını babasına göstermek istiyor. Sesleniyoruz. Geliyor.

– Nerdeydin?

– Aşağıda işim vardı.

– Kaçtın resmen.

– Ne kaçması. Odayı toplayamadım Koray’a baktığım için akşam üstü. Orayı hallettim.

– Koray yattıktan sonra yapardın canım. Hem, ne bakması?

– İrem’ciğim sen ilgilenmedin ki çocukla. Başıma saldın.

– Peki ben ne yaptım Sarp Bey? Yaydım, yattım mı saatlerce?

– Yemek hazırladın.

– Eeee…

– Tamam, hadi size iyi geceler.

– Bir kere de sen uyutsan.

– Bu akşam çok yorgunum.

– Pes Sarp pes.

– İyi uykular sizeee.

Koray bu akşam bir rekora koştu ve 1 saat 20 dakikada uyudu. Ben sinir içinde odadan çıktım. Aşağıya indim ağlamaklı. Sarp hala beni çağırıyor. Bu sefer bilmem nereyi toplayacakmış, bilmem neyi çekmesi gerekiyormuş, bana ihtiyacı varmış.

Boşuna Pazar Sendromu demiyorum. Evdeysek kesin böyle geçiyor günümüz. Yarın pazartesi. Sarp işe giderken, tüm bunları unutacağım ve ‘off bugün gitme, beraber takılalım’ diyeceğim yine.

Seviyorum ne yapayım?!? :)