Yeterince hırslı mı değilim acaba? Yoksa, çocuğumun mutluluğu öğreneceği üç beş yabancı kelimeden daha mı önemli benim için?

Her anne gibi ben de oğlumun en iyi şartlarda yaşamasını ve en iyi eğitimi almasını istiyorum. İstiyorum ki ileride kendi ayakları üzerinde durabilecek donanıma sahip olsun. Bu donanım için eğitim ve öğretim şart. Okuyacağı okula karar vermek ise en zoru. Üstelik ilkokuldan bahsetmiyorum. Hangi yuvaya vereceğimiz bir dert haline geldi son senelerde. Bakıyorum çevreme, henüz hamileyken İstanbul’un iyi/ünlü/pahalı -siz karar verin- okullarına önkayıt yaptıranları görüyorum. Ben kılımı kıpırdatmamıştım Koray iki yaşındayken, bir arkadaşım ‘elini çabuk tut, millet parasını bile yatırmış 4 sene önceden’ dedi. ‘Nasıl ya?’ dedim.  Bu ne biçim bir baskıdır? Çocuklar için ayrı, aileler için ayrı bir olay. Bunların arasında olmak istemiyorum. Şimdi değil. Daha çok erken. Benim oğlum henüz üç yaşında. Ben, onun mutlu olmasını, oyun oynamasını, şarkı söylemesini, kafasına göre resim yapmasını, koşup enerjisini boşaltmasını ve en önemlisi de arkadaş edinmesini istiyorum. 3 yaşında zoraki bir hırsla Fransızca, İspanyolca ders görmesinin kime ne yararı olacak çözebilmiş değilim. Bu eğitim sisteminin bir parçası olmak biraz da moda haline geldi. Aileler hırsla birbirleri hakkında bilgi topluyor. Karşılaştırmalar yapılıyor. Kimin çocuğu hangi okulda, ne eğitim alıyor en başından takip ediliyor. Off!!! Ben bunların arasında olmayacağım ve sanırım ben asla bir ¨kaplan anne¨ de olamayacağım.

Bu yazıyı neden yazma ihtiyacı hissettim biliyor musunuz? Geçenlerde, Koray ile aynı oyun grubunda kızı olan anne ile karşılaştım. Hangi yuvaya verdiğimi sordu. Ben de aynı okulun ‘pre-school’ kısmına gönderdiğimi söyleyince çok şaşırdı. Onaylamaz bir surat ifadesi takındı ve ¨Aaa ne alakası var? Hiç iyi yapmamışsın. Çocuklar ne öğrenebilir ki orada? Ben kızımı bilmem nerede açılan yeni/ünlü bilmem ne okuluna verdim. İki yaşından itibaren alıyorlar ve yoğun bir program ile İspanyolca, İngilizce ve hatta Fransızca’ya başlatıyorlar¨ dedi. Tekrar ediyorum dediklerini, iki yaşında bir çocuk yoğun(!) program ile üç dil öğrenmeye başlıyor. Öğrensin. Öğrenebilir. Ben, çocukların çift dille büyüyebileceğine inanan ve bunu destekleyen bir anneyim ancak bu zoraki olmamalı. Henüz oyun çağındaki bir çocuğun hangi yoğunlukta nasıl bir programla sular seller gibi İspanyolca konuşacağını merak ediyorum. Merak ediyorum ama arkasından başka bir soru geliyor? DEĞER Mİ?

Yuva seçimini nasıl yaptığıma gelince, yüreğimin sesini dinledim. Daha iyi nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Çevremde bir süre iyi olduğunu duyduğum okul varken ben neden buraya gönderdim? Çünkü Koray geçen sene çok mutluydu burada. Küçük bir okul. Kendini güvende hissediyor, herkesi tanıyor. Tuvalet nerede, sabahları sıcacık ev poğaçasını nereden alacak biliyor. Müzik ve oyun en önemli kural. Ne çocuk için ne de anne için sıkıcı bir ortam yok. Çocuğun kendini iyi hissetmesi için çabalıyor herkes.

Bir yuvadan ne beklemeli?

Elbette yabancı dil desteği varsa ne ala. İki üç kelime öğrense, biraz kulak doldunluğu olsa yeterdi benim için. Bu okul o konuda tahminimden daha başarılı sanırım, göreceğiz. Ben çocuğumun sosyal olmasını, sıraya girmeyi ve sakince beklemeyi öğrenmesini istiyorum. Kendi problemlerini kendi çözebilmesi için ilk adımların bu yaşta atıldığına inandığımdan yaşıtlarıyla geçireceği zamanlarda mutlu olması tek dileğim. O yüzden 2-3 yaşında bir çocuğu anaokuluna gönderirken aşırı beklenti içinde olmak faydadan çok zarar verir, diye düşünüyorum. Hem ne gerek var? Geceleri hala anne babasının arasına girmeye çalışan, annesine ¨aşkım¨ diye seslenen bir ufaklığı strese sokmak…

Ne için, kimin için?