İki çocuklu hayat bana zor geldi. Hatta tek çocuklu hayat bile zor. Moral bozmak istemiyorum ama itiraf etmeliyim ki şu anda hissettiğim tek şey yetersizlik. Çocuklara, kocama, eve ve en çok da kendime yetemiyorum gibi geliyor. Zaman akıp geçiyor ve ben her gün her gün aynı şeyi yapıyorum. Hele ki son 15 günü çocukların hastalığı yüzünden evde geçirdiğim için daha da yoğun yaşıyorum tüm bunları. Bana bir fenalık geldi. Çocuk sahibi olduğum için pişman mıyım? Hayır değilim, bazen belki. Daha doğrusu ben sabırsız bir insan olduğum için daha çok zorlanıyorum sanırım. Çünkü özellikle iki çocukla müthiş bir sınav veriyorsunuz. Herkeste böyle oluyor mu, benim hissettiğim bunalımları yaşıyorlar mı hiçbir fikrim yok. Bu yazı tamamen benimle ilgili. Şikayet değil de bir iç dökme yazısı diyelim.

Anne olmayı elbette çok seviyorum. Zaten hamile kaldığınızı öğrendiğinizden itibaren seviyorsunuz, başka çareniz yok. Başka hayatınız yokmuş gibi geliyor. Hem sevinç hem hüzün hem yorgunluk hem keyif… hepsini birarada yaşıyor anne. Tuhaf öyle değil mi? Aynı anda birbirinin zıttı duyguları yaşıyorsunuz. ¨Off çok seviyorum, iyi ki anneyim¨ diye düşünürken oğlanın yaramazlığı, kızın uykusuzluğu yüzünden ¨Eee yetti be¨ye bağlayabiliyorsunuz. Bunu hissettiğiniz için pişman olup ağlamaklı oluyorsunuz, hatta ağlıyorsunuz sonra da bir huzursuzluk yayılıyor bedene. Gel de çık işin içinden.

Tek çocuk bile yeterince yorucuyken iki çocukla ben, ben değilim sanki.

Bugüne kadar böyle bıkkın hissetmiyordum, ne zamanki hasta iki çocukla evde yalnız kaldım, o an anladım. Bu iş hiç bana göre değilmiş. Kendimi bildim bileli anne olmak istiyordum ama galiba ben kendimi iyi tanıyamamışım. Hep bir uğraş, düzen kurmaya çalışma ile geçiyor hayat. Üstelik en ufak bir aksilikte her şey tepetaklak oluyor. Tam Koray iyileşti, okula başladı derken Alin ateşlendi. Bebeğin hastalanması daha da zormuş meğer. Hastalık sonrası huy değişimini sonuna kadar yaşıyoruz. Kendi kendine uyuyan bebek gitti, kucakta uyumak isteyen ve bunun için deli gibi ağlayan bir bebek var şimdi. Günlerdir eskiye dönmek için uğraşıyorum. Bütün bir günüm çocuk uyutmakla geçiyor resmen. Geçen gün oturdum ağladım sinirimden. Bir seferinde de sesim yükseldi kucakta uyumak isteyen Alin’e, buna şahit olan annem de ¨Sen bence bir psikolog ile görüş¨ dedi ciddi ciddi. Bunun üzerine ‘Nasıl sesimi yükseltirim 8 aylık bebeğe’ diye ağladım.

Biliyorum bunlar da geçecek. Alin de büyüyecek, sabah çantasını sırtına takıp yanağıma bir öpücük konduracak ve okula gidecek. Ben de arkasından ¨İyi dersler¨ diye sesleneceğim. Geriye dönüp bu buhranlı zamanları düşününce gülümseyeceğim ama şimdi bana çok uzak geliyor. İnsan yaşadığını bilir ne de olsa. Bir de yaşımı hesaplamaya başladım. Alin 4 yaşına gelince ben 37 olacağım. Bir anda çok gibi geldi 37 yaş. Daha yapacak çok şey var ve kendimize iyi bakarsak da çok zamanımız var ama işte 30’lu yaşların sonunu düşününce ¨gençlik¨ten uzaklaşıyor insan. Bir an ürkmedim desem yalan olur. Çocuk olunca daha da hızlı geçiyor zaman, bundan eminim ben.

Sadece yeniden bebekli hayat değil beni yoran. İşin gerçeği iki çocuğu birden idare etmek, onlara düzen kurmak, isteklerini yerine getirmek zor. En sıkıntılısı da büyük çocuğun kardeşe alışma dönemini atlatmak. Koray ne zaman atlatacak, ne zaman alışacak hiçbir fikrim yok. Artan, azalan sonra yeniden artan bir huysuzluğu var. Huzursuz. İlgiyi kendi üstünden toplamak için özellikle beni kızdıracak her türlü şeyi yapıyor. Haliyle ben de kızıyorum, sesim yükseliyor. Aslında derdinin ne olduğunu bildiğim halde ona bağırıyorum diye üzülüyorum. Tam bu sırada Alin ile ilgili bir iş çıkıyor. Telefon çalıyor kocam, o da bir şey istiyor normal olarak. Ve ben en sonunda ¨yeteeerrr¨ diye bağırıp kaçmak istiyorum evden. Birisi kalbimi sıkıştırıyor sanki. Kaçıp kurtulsam diyorum. Aslında yaptım da sayılır. Cumartesi öğleden sonra kızı anneme, oğlanı da babaya teslim ederek ¨Ne haliniz varsa görün¨ diye çıktım evden. Çocukluk arkadaşlarımla buluştum. Saatlerce konuştuk, güldük, eğlendik. ¨Oh be¨ dedim içimden, dünya varmış. Uzun süredir ilk defa çocuklardan, kaka-çiş-memeden konuşmadım. Bu bile iyi geldi. Kendimi kötü hissetmeli miyim? Çünkü gece yarısı eve dönerken bırakın kötü hissetmeyi çok mutluydum, gülmekten yanaklarım ağrıyordu. Eve geldim, mışıl mışıl uyuyan oğlumu uzun uzun öptüm; annemin kucağında emzirilmeyi bekleyen Alin Hanım’ı aldım yatağa gittim. Emdi, uyudu. Her şey yolundaydı işte.

Tuhaf bir durumdayım. Örneğin şimdi bu yazıyı yazarken karşımda kocaman gözlerini açmış bana bakan kızımı görünce ¨amaaan boşver, her şey düzelecek¨ diyorum. Gülümsüyorum. Evet işte böyleyim, bir delilik içindeyim.