Başlık biraz iddialı gibi duruyor. Aslında amacım kimseyi kırmak, yargılamak değil ama son günlerde okuduklarım, duyduklarım ve bizzat şahit olduğum durumlardan dolayı bir iki şey söylemek istiyorum.

Bilimin üstünlüğünü kabul etmiş bir insanım ben bir kere. Yapılan araştırmaların, çalışmaların ne zahmetli olduğunu biliyorum. Saygı duymamak elde değil. İnsanlığın yararı için üstelik tüm bu çaba. Ancak konu çocuk, doğum, annelik falan olunca hele hele beslenme-uykuysa esas tartışma, bir ‘DUR’ demek istiyorum ben her şeyi(!) bilen bu bilim insanlarına. Hepsine değil. Her şeyi bildiğini zannedenlere!!! Nereden çıktı? Bunlardan:

1.Emzik vermeyin, alışır.

2.Yanınıza almayın, kendi kendine uyumayı öğrenemez.

3.Mama, anne sütü baz alınarak laboratuarlarda üretilmiştir. Neredeyse aynıdır(!)

4.Her ağladığında yanına gitmeyin.

5.Kucağa almayın.

6.Emzirerek uyutmayın.

7.Yemiyorsa yemesin. Bir gün aç kalsın, anlar.

8.1 yaşında çocuk artık gece uyanmamalı.

9.Doğum ağrısından bile kötü. (bunu söyleyen bir erkek doktor bu arada)

10.Çocuğa asla bağırmayın.

….

İlk aklıma gelenleri sıraladım yukarıda. Bu sözler bizzat çocuk doktorları veya pedagoglar tarafından söylenmiş, söylendi. Duydum. Bir iki tanesine girişiyordum az kalsın. Çünkü bu sözleri sarf edenlerin ya çocuğu yok ya da erkek. Ben çocuk doktorunun veya pedagogun gerçekten en verimli şekilde destek olabilmesi için ANNE olması gerektiğini düşünüyorum. Bazen, nadir de olsa BABA olan doktorlar da oldukça yardımcı oluyorlar. Biraz sorgulayınca bu ‘BABA’ların eşlerine çocuk bakma konusunda acayip yardımcı olduklarını öğrendim. Kadın kadını anlar ama bir anneyi de en iyi bir anne anlayabilir. Yoksa ben sorarım diğerlerine;

Siz hiç doğum yaptınız mı? 10 saat sancı çektiniz mi? ‘Bacaklarımı biri kesse rahat edeceğim’ dediniz mi?

Siz hiç karnınızdaki bebeğiniz on dakika hareket etmeyince endişelendiniz mi?

Siz hiç meme uçları cılk yarayken, gözlerinizden süzülen acı damlalar eşliğinde emzirdiniz mi?

Siz hiç 2 saatlik uykuyla bütün bir günü geçirdiniz mi?

Siz hiç gece boyu saat başı uyanan bir bebek büyüttünüz mü?

Siz hiç bütün bir günü, geceyi, tekrar ertesi günü, sonraki günü… bir bebekle geçirdiniz mi?

Siz hiç kolikli bir bebekle 7/24 üç hatta dört ay geçirdiniz mi?

Siz hiç bir lokma bile yemeyen 2 yaşında bir çocukla aynı evde yaşadınız mı?

Siz hiç bu bir lokma bile yemeyen 2 yaşındaki çocuğun gece yarısı uyanıp ‘ben çok açım’ diye ağladığına şahit oldunuz mu?

Siz akşam uykusuna yatarken boynunuza sarılmış ‘gitme burada yat’ diyen bir çocuğu geri çevirebilir misiniz?

Siz zannediyor musunuz ki annelik öyle sakin-dingin bir şey? Bayağı saç baş yolduran cinsten bir durum aslına bakarsanız.

Çocuğa bağırmamak kolay mı veya bağırmak? Annelerin de insan olduğunu, bazen ayarlarının kaçabileceğinin farkında mısınız?

Öyle uzaktan ahkam kesmek çok kolay. Bir çocukla 3-4 ay günde bir iki saat geçirmek yeter mi çözüm bulmaya veya her türlü sorunu tanımlamaya. Kendi kardeşine, yeğenlerine, kuzenlerine bakmak da bir yere vardırmaz insanı. Çocuk senin olacak. Sen büyüteceksin. Uykusuz kalacaksın, uyutmaya çalışacaksın. Bir kere, iki kere değil. Her gün, her gece. Boşuna değil ‘ANNE OLUNCA ANLARSIN’ sözü. Ben de boşuna söylemedim ‘ANNE OLUNCA ANLADIM’ diye.

Ancak bizim bu bilim insanlarına da ihtiyacımız var. Desinler bana:

– Çocuğun şu kadar besine, şu kadar uykuya ihtiyacı var.

– Çocuk 2 yaş civarı şunları yaşıyor, 3 yaşta bunları, 4 yaşta bunları…

– Çocuk şu davranışlardan şöyle etkilenir, bunları böyle algılar.

– Çocuk şu aktiviteleri yapmalı, bu zamanda bunları öğrenmeli.

Benim bunları bilmeye ihtiyacım var. Yoksa ‘bağırmayın, kucağınıza almayın, beraber uyumayın’ gibi ezberlenmiş sözlere değil.