Evdeki huzurun anahtarı: Çocuğu anlayabilmek!

¨Evdeki huzur, asıl zenginlik budur.¨ diyordu ya reklamda… Senelerdir aklımda o cümle.

Evlenmek, bir yabancıyla -evet, benden başka herkes yabancı oluyor bu durumda- evi, yatağı, hayatı paylaşmak hiç de kolay değil. Tamam sevgiliyken özlemini duyarız, ”şöyle kendimize ait bir hayatımız olsa, sadece biz olsak…” deriz, derdim, dedim. Meğer madalyonun bir de öbür yüzünü unutmuşum ben. Zevkleri, hayata bakış açıları tamamen farklı iki insanın birbirine uyum sağlaması, bencillikten arınması, bazen sadece karşısındakini düşünmesi, sırf o istiyor diye salatanın içine kapari koymamasıymış esas iş.

Açıkçası biz anlaşamayan ama anlaşamadığı için daha çok eğlenen bir çiftiz. Öyle sakin değildir hayatımız. Durağan, sessiz olamadık hiç, yani genelde ben. ‘Kavga etmeyen, sorunlarını tartışmayan çiftler sağlıksız ilişki içindedirler.’ denir ya hep… Öyleyse biz son derece sağlıklıyız. Biraz benim çenemin düşüklüğünden de şenleniyor ortalık, hatta bazen tartıştığımız konunun ne olduğunu bile unutuyoruz. Artık konuyu nerelere çektiysem ben… bu sefer başlıyoruz gülmeye. İşte bizim evdeki huzur, bu küçük çekişmelerle sağlanıyor. Tuhaf mı geldi kulağa? Tuhaf değil aslında çünkü her ikimiz de aklımızdakileri paylaşıyoruz. Aynı fikirde olmasak bile birbirimizi dinliyoruz. Sonuç: çözüm belki bulunamadı ama paylaştığı için herkes mutlu.

Bazen düşünüyorum, ¨ben sakin, daha az konuşan bir kadın olsam hayatımız nasıl olurdu?¨diye. Kendime yer bile bulamıyorum bu hayalde. Huzursuz oluyorum çünkü kimsenin konuşmadığı sessiz, sorgusuz, renksiz evlerde.

Bu hararetli, hareketli ve aslında oldukça neşeli yaşamımıza biri daha katıldı. Kendini yeni yeni gösterir oldu. Evin maskotu mu dersiniz, bebeği, bireyi mi, kralı mı dersiniz… Hepsi o. Bizim evdeki ibre, artık sadece onu gösteriyor. Henüz 2 yaşındaki bu miniğin en iyi şekilde yetişmesi, sağlıklı, mutlu bir çocuk olmasından başka düşüncemiz yok. O büyürken, biz de büyüyoruz. Dünyayı onunla birlikte yeniden keşfediyoruz.

Buraya kadar her şey harika. Gelelim bizim eski alışkanlıklarımıza. Peki bir konu hakkında tartışma çıktı, çıkacak veya küçük bir sürtüşme… Ne yapacağız? Çocuğa, ‘anne ile baba kavga etmiyor, sadece küçük bir fikir ayrılığı, merak etme.’ diyemezsin ki, anlamaz ki. Endişelenir, rahatsız olur, mutsuz olur. İşte Korişle beraber biz de kendimizi frenlemeyi -özellikle de ben-çenemizi tutmayı öğreniyoruz. Önemsizse ‘amann boş ver’ deyip geçiyoruz. Bazen birbirimizi de uyarıyoruz. ‘Dikkat edelim, şakalaşırken bile sesimizi yükseltmeyelim’ diyoruz. Ne zaman ki Sabiha Paktuna’nın

”Çocuklarınıza daima güler yüzle yaklaşın. Suratınızı asmayın. Altını değiştirirken bile ona gülün. Çünkü o dikkatle sizi seyredecektir. İçiniz kan ağlasa bile onunlayken hep mutlu gözükeceksiniz. Çocuk, annesinin ağladığını, üzüldüğünü görürse strese girer….”

sözünü duydum. Kendime çeki düzen verdim. Gerçekten de Koriş’in devamlı beni süzdüğünü fark ettim. Hem de her an. Bırakın aramızda yüksek sesle konuşmayı, babasının telefonda bir başkasına yüksek sesle bir şeyler söylemesi veya kızgınlığını belirtecek hareketlerde bulunması bile onu rahatsız ediyor.

Son zamanlarda 2 yaş sendromu ataklarına maruz kalıyoruz. Çok şiddetlenirse, bazen ben de atak geçirecek gibi oluyorum ama sonunda kadar dayanıyorum. Duymamazlıktan, görmemezlikten geliyorum. Sakin olmaya çalışıyorum ama geçen gün gözlerimle desteklediğim kızgınlık ifademi unutmuşum suratımda. Vayy sen misin kötü kötü bakan çocuğuna. Bizimki bir iç çekme, bir damla göz yaşı ile gidip merdiven başına oturmaz mı? Oscar mı verirsin küçük beye? Kendine iki tokat mı atarsın? Düşün dur. Gittim oturdum yanına. ¨Korişom söyle bana ne istiyorsun¨ dedim. ¨Anlayamıyorum seni çok özür dilerim. Göster ne istiyorsun?¨

¨Anne dönyooo ıııh ıhh¨

Koray merdiven kapısına tırmanmış, bir yandan da bağırırken yakalanmıştı bana. Sesini yükseltmeyen bilinçli anne(!) ben nasıl baktıysam artık çocuğa, olduğu yerde kaldı. Meğer çamaşır makinesinin sesini duymuş. Dönyoo dediği o. Gidip bakmak istiyor. Gittik, seyrettik, içinde ne var tahmin etmeye çalıştık. Düğmelerine basmak için savaş verdi ama annesi son ana kadar direndi:) 15 dakika çamaşır makinesi ile olan randevumuz Koray’ı o kadar mutlu etti ki günün geri kalanında ne huysuzluk, ne de başka bir şey. Belki de diyorum, annesi onu anlamaya çalıştığı için, kendisi de derdini anlattığı için sakinleşti, huzura erdi. Bu tecrübenin ertesi günü, yataktan daha mutlu kalktım. Çünkü gece Koray’ın sıkıntısını nasıl çözdüğümüzü düşünerek uyudum. Birbirimizi anlamıştık sonunda.

Nasıl ki bizim evliliğimizin kilit noktası yerli yersiz, gerekli gereksiz her şeyi konuşmak, tartışmaktan geçiyor, minik oğlumuzun da diyeceği bir kaç şeyi olmasından doğal ne var ve bunu benden başka kim daha iyi anlayabilir?!?

0

Etiketler

3 Yorum

  • sifa says:

    valla irem ne diyeyeim hic bilmiyorum…ben ki internette forumlar dahil surekli takip ettigi bir yer olmayan biriydim ama ne zaman yazilarini okumaya basladim iste o andan itibaren aha iste beni yazan biri var dedim… senin yazilarini okumak beni o kadar rahatlatiyor ki okumadan yatmak zorunda kaldigim gunlerin sabahi zor oluyor nerdeyse…seninle belki cok farkli ailelerde ve cok farkli sartlarda buyuduk…ama benim icin sen beni ve icimdekileri anlatan diger yarim gibisin…yani sen benim dilli halim…hani erkek olsaydim iste ruh ikizim derdim:)keske seninle ictimai hayatta da tanismis ve dostluk kurmus olsaydim…
    ve belki siradan bir soyleme,dilege donusmus olsada hakkaten kalemine ve yuregine saglik…lutfen yazmaya devam et…sevgiler…

    • SlingoMOM says:

      sifacigim,
      Tesekkur ederim guzel sozlerin icin. Ne mutlu bana birilerini anlayabildigim ve soyleyemediklerini yaziya doktugum icin…

  • sürekli gergin bir ortamda büyümüş biri olarak kesinlikle hak veriyorum..anne baba en azından çocuk belli bir yaşa gelinceye kadar hep güleryüzlü olmaya bağırmamaya dikkat etmeli..ben de hala eski zamanlardan kalmış yüz okuma durumu var kendimi yeni yeni düzeltiyorum.. herkeisn yüzünden mutlu mu gergin mi birşeye mi kızdı diye anlamaya çalışıyorum..en çok da bundan eşim çekiyor.. yeni yeni kendimi anlamaya başladım ve rahat bırakmaya… uzun seneler annemin asık üzgün suratına sık sık bakmanın onun için endişelenmenin faturası bu. zor sürekli neşeli tatlı olmak ama çocuklarımızın psikolojisi için bunu yapmalıyız..ben bebeğim olunca elimden geleni yapacağım inşalla..

Leave a Reply