Anne olarak üçüncü senem bitmek üzere. Belki ilk günlerin acemiliği ve şaşkınlığı yok ama işler her zaman tahmin ettiğim daha doğrusu ümit ettiğim gibi kolaylaşmıyor. Tamam, çocuklu hayata alıştık, az çok başımıza gelecekleri biliyoruz. Yine de bazı annelik görevlerinde hala zorlanıyorum:

Her öğün taze yemek yapmak. Normalde ben yemek yapmayı seven, güzel de yemek yapan bir kadınım ama ne zamanki çocuk sahibi oldum ve bu iş görev haline geldi, bana da bir sıkıntı bastı. Katı gıdaya geçişte bizimle aynı menüsü yoktu, bir de pratik aletlerle Koray’a her öğün taze taze yemek/çorba/bulamaç yapıyordum. Sonra bizim tencerelere ortak olmaya başladı. Bu durumda hem ona uygun hem de bize bir menü çıkrmak zorunda kaldım. Sonra baktım olmuyor. Oğlana her öğün taze yemek yapmaya başlayınca artık yemekler çoğalmaya başladı. Bizim için de her gün yeni yemek bul, malzemeleri hazırla, pişir iyice sıkıldım. Mutfaktan soğudum resmen. Bu arada ben kendime kızarken, koca kişisi de söylenmeye başladı. Onunla ayrı uğraşıyorum. ¨Şimdi kimse beni anlamıyoooor¨ diye ağlardım da…

Her öğün taze taze yaptığım yemeği yedirmek. Annelik karnesi olsa bu dersten kesin kalırdım ben. İlk günler ne güzeldi. Kaşıkları ardı ardına veriyordum. Ne tüküren, ne kolumu ittiren ne de ağzını mühürleyen bir velet vardı karşımda. Öğünler acayip keyifliydi. Tek şikayetim bir üstte bellirttiğim taze yemek hazırlmaktan ibaretti. Meğer çocuk büyüdükçe öyle her lokma kolayca mideye gitmiyormuş. Mutlaka oyalamak gerekiyor. Televizyon karşısında yedirmiyorum bu arada ve  bu yüzden kendimi hep tebrik etmişimdir. Sofraya taşıdığımız arabalar, trenler, hamur aletleri yetmiyormuş gibi tuzluklar, baharatlıklar da oyuncak oluyor. Sonuç çoğunlukla ben sabrımı kaybettiğim için ¨yemezsen yeme!¨ oluyor. Babamız varsa ona devrediyorum görevi. O benden daha başarılı. Annem varsa daha da iyi. Bir şekilde ne yapıp edip yediriyor. Her çocuk böyle mi bilmiyorum ama Koray ilk dört beş lokmadan sonra doymaya başlıyor ve yemekle ilgisi bitiyor. Oysa tabaktakilerin yarısı bile yenmemiş oluyor. Ağzını tekrar iştah açtırmak öyle zor oluyor ki. Biraz ara veriyoruz, oyununa katılıyorum. Sonra bir iki lokma daha. Sıkıntı geldi vallahi de billahi.

Uzun uzun mıncık mıncık oyun oynamak. Bu dersten kalmam belki ama notlarım çok yüksek olmaz. Çocukların bir aktivitye ilgisi 3 yaşında 10 dakika bile değilmiş. Benim durumum daha kötü sanırım. Arada hile de yapıyorum. Bir oyuna başlıyoruz, bakıyorum o dalıyor hop ben elime telefon, dergi, ipad bir şey alıyorum hemen. Yanındayım ama değilim. Kendimi oyun oynayan anne değil de oyunu başlatan anne olarak görüyorum artık. Bir kaç kere de hamur yaparken ben çok kaptırdım kendimi. Koray’ın elinden hamurları alıyorum, onun yaptıklarını beğenmiyorum falan… anladım ki benim çocukla oyun oynama kursuna gitmem gerekiyor.

Benim üzerinde çalışmam, kendimi eğitmem gereken en önemli konular bunlar. Üstelik kendimi de suçlu hissediyorum.

Peki ya siz, en çok ne için zorlanıyorsunuz?