Ya da şöyle sorayım, evdeki otorite ikonu kim olmalıdır? Geçen gün Dorikusun annesi Sena sordu Twitter‘da. Sizin ailede otorite kimdi? diye. Ben düşünmeden “annem” cevabını verdim. Disiplini annem sağlıyordu gibi görünüyordu. O daha sert mizaçlıdır. Çok düzenlidir, titizdir. Kulaklarımızdan çekmişliği bile vardır. Şimdi düşünüyorum, öyle kedi-köpek gibi kavga ediyorduk ki az bile yapmış. Babam sakin ve soğukkanlıdır. Rahat görünür, sessizdir. Kızdığında iyice sessizleşir ve bizi görmezden gelir. İşte en çok o üzerdi bizi. Anne on kere kulak çeksin ama baba küsmesin isterdik.

Daha doğrusu bizim evde tam bir kuvvetler ayrılığı yoktur. Otorite tek elde toplanmıştı. Günlük olayların polisi annemdi. Demek ki emniyet müdürü babammış. Her şeyi görür duyar, bilmiyormuş gibi yapardı. Bizimkiler birbirlerine paslardı bizi. Anneden izin istenir, “babana sor”. Babaya gidilir “annene sor”.

– Eee sordum sana gönderdi.

– Ben de geri gönderiyorum annene o zaman.

Bir ümit anneye yaklaşılır, usulca. Bir mucize olur, anne bıkar, çocuklarının çenesinden daha doğrusu kızınınkinden kurtulmak için ‘iyi ne halin varsa gör’ falan der. ”Anneciğim…” ile başlayan cümleye ben genelde ağdalı, biraz kafa karıştırıcı şekilde devam ederdim.

– Babam aslında konuya sıcak bakıyor da yine de son kararı senin vermeni istiyor…

Yemez tabi. Lafı hemen yapıştırırdı?

– Baban ‘hayır’ dememek, kötü ebeveyn olmamak için bana gönderiyor.

– Yani???

– Hayır.

Babamı yalnız yakaladığım nadir zamanların çoğunda izni koparmışımdır. Neyse o izin? Ortaokuldayken arkadaşta kalmak en büyük olaydı benim için mesela. Babadan korkmadık biz. Daha doğrusu ebeveynlerimizden korkmadık. Tam olarak arkadaş da olmadık. Ama güvendik, sırtımızı ne olursa onlara dayayabileceğimizi öğrendik. Başka ne öğrendik kardeşimle biliyor musunuz?

Bu dünyada, bizi başka hiç kimsenin onlar kadar çok sevmeyeceğini, düşünmeyeceğini öğrendik.

Anne ve babamızdan korkmadık ama onları kızdırmamız gerektiğini öğrendik.

Yıllar geçtikçe onların her zaman haklı olduğunu öğrendik.

Bize izin vermemelerinin daima bir sebebi olduğunu öğrendik.

Kısacası dengeli bir otoriter yapı içinde büyüdük. Disiplinimiz oybirliği verilen kararların bütünüydü. Şimdi bunun ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyorum. Hem çocukla ilişki de hem de anne-baba arasındaki ilişkinin uyumlu olmasını sağlıyor. Biz henüz yolun başındayız. Ben evde ciddi bir otorite unsuruyum. Sarp çok yumuşak bir baba ve asla Koray’ın canını sıkacak bir harekette bulunmuyor. İlaç mı içirilecek, yatağa mı gönderilecek, havuzdan denizden mi çıkarılacak??? Hepsi benim görevim. Sarp’a kalsa Koray’ı saatlerce bir şey yapması için ikna etmeye çalışabilir. Benim sabrım zaten az, kaptığım gibi bizim bücürü olayı kapatıyorum. Evet o an benim istediğim oluyor ama Koray bu sefer babasını kurtarıcı gibi gördüğünden ”babaaaaa….” diye böğürüyor. Duyan çocuğu tartakladığımı sanır. Ha bir iki sefer annem, babam hatta kocam ”yoksa Koray’ı tartakladın mı?” diye sorabildiler. Koray’ı değil ama oracıkta onlara girişecektim az daha.

Geçen gün ”annemi istemiyoruuum, baba gelsin” diye ağlıyordu yatakta. Neden? Babasıyla uykuya geçmesi saatler alıyor, anne hemen uyutuyor çünkü. Ben anlamadım bu işi. Karı-koca olarak eğitilmemiz gerekiyor sanırım. Ben sakinleşmem, Sarp’ın da Koray’a karşı biraz olsun direnç göstermeyi öğrenmesi gerekiyor. Neyse elimde bir sürü kitapla yurda döneceğim. Sadece kitap işi değil ama bir yerden başlamak gerekiyor, öyle değil mi?

 

Dipnot: Dün Sarp oğluma çıkıştı ve ben çok bozuldum ama hiç belli etmedim. Babası da olsa benden(!) başkasının sesini yükseltmesinden nefret ettim.