Milliyet gazetesi tarafından Örsan Öymen anısına verilen “Yılın İnceleme Ödülü”nü bu yıl Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sezer Ayan’a verilmiş. Ödülü almasını sağlayan ise aile içi şiddeti anlatan kitabı:

Aile ve şiddet: Aile İçinde Çocuğa Yönelik Şiddet. Kitap bir kaç ay önce yayınlanmış.

Ayan’ın kitabı için yaptığı araştırmaların sonucu korkunç:

Türkiye’de;

annelerin yüzde 54’ü çocuklarını dövüyormuş.

babaların ise yüzde 46’sı dövüyormuş.

çocukların yüzde 14’ü terlikle, yüzde 10’u tokatla, yüzde 9’u kulağı çekilerek şiddet görüyormuş.

çocukların yüzde 10’u ise azarlanıyormuş.

çocukların yüzde 32’si haftada en az bir kez anne ya da baba şiddetine maruz kalıyormuş.

anneler çocuklarını söz dinlemediklerinde şiddet uyguluyormuş; babalar ise çocukları annelerini dinlemediklerinde dövüyormuş.

Bu tablonun sonucunda,

ŞİDDET GÖREN DAHA SALDIRGAN

oluyormuş.

Yazarın habere konu olan cümlesi aynen şöyle:

Sosyo-kültürel, ekonomik ve psikolojik anlamda anne baba yeterliliğine sahip olmayan insanların çocuk sahibi olmaları, kız ve erkek çocuklarının cinsiyet ayrımına tabi tutularak sosyalleştirilmeleri, namusun sadece kız ve kadın kimliğine mal edilmesi, cinselliğin bu bağlamda bir tabu olması, ayrıca geleneksel Türk ailesinde şiddetin bir sorun çözme yöntemi olarak meşrulaştırılması şiddetin başlıca nedenleri arasında geliyor.

 

Bu haberi sabah okurken ürperdim. Çocuklarına devamlı şiddet uygulayan anneler, babalar demek ki öyle çokmuş. O küçücük bedenleri ne acılar çekiyordur kim bilir? Fiziksel yaraları iyileşir bir şekilde. Peki ya kalplerinde ve akıllarında açılan yaralar?!? En güvendikleri, sığındıkları insanlardan gördükleri şiddet? Doğrusunun bu olduğunu öğreniyorlar üstelik. Sonra onlar da birer yetişkin olduklarında aynı davranışları kendi çocuklarına uyguluyorlar.

Evet, çocuk idare etmek zor. İnsan çileden çıkıyor, avaz avaz bağırmak istiyor çoğu zaman. Cinnetlik hale de gelebiliyor yorgunluk ve uykusuzluktan. Tüm bu olumsuzlukların üstüne bir de çocuk söz dinlemeyince annenin ayarı kaçıyor. İşte o ayarı kaçırmamak lazım. Çözüm yine bizde. Bir kere dayak ev içerisine hiç girmemeli. Sözü bile edilmemeli. Çocuğu vurmakla tehdit etmek de kabul edilemez. Bağırmak bile kötüyken dayak sonucunda olabilecekleri düşünmek istemiyorum.

İşin en kötüsü küçücük çocuk yediği tüm dayağa rağmen yaramazlıklarını yine yapacak. Çünkü anlamıyor olacak yanlışı doğruyu. Aklı biraz erdiğinde ise bu sefer anne babasına karşı sevgiden çok korku hissedecek. Güveni kalmayacak ve hayatı boyu yediği dayağın izleri silinemeyecek.

Haberin tamamı ntvmsnbc.com.

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

5 Comments

  1. Bu ne yaa.
    Sonuca göre çocuklar öyle ya da böyle “Anneler” sebebi ile dayak yiyor…anne kendi dövüyor, akşam gelince babaya şikayet ediyor, baba da anne yüzünden dövüyor…
    Yarabbii !!???!!!??

  2. Öyle yada böyle çocuk mutlaka dayak yiyor bu durumda :( Çocuk bakamıycak, yetiştiremiyecekseniz ne diye çocuk yapıyorsunuz ?

  3. Öyle yada böyle bir kez şiddet uygulanmaya başlandığı zaman, en fazla zararı gören güç hiyerarşisinin en altında bulunan en zayıf birey görür: Yani çocuklar. Siddet, dayak olgusunun ötesinde, zorlama tahakküm ve baskı kavramlarını derinden düşünmemizi gerektiren bir haber bence.

    Şiddetten önce mesele çocuğa yol gösterici olmanın ötesinde onu tımar edilesi bir varlık olarak görme alışkanlığı ver toplulumuzdaki otoriter eğilimler öncelikli düşünülmesi gerekenler bence.

    Bu konu çok uzun ve çetrefilli olarak başka alanlara açılmakta. Mesela şiddet sadece dayak olarakmı var hayatımızda. yoksa başka biçimlerdede mevcut mu?

    Mesela yoksulluk?Onu yaşayanlar için bir basbaya bir şiddettir ve hayatı daha ağır koşullar altında ezilerek geçiren ebeveynler çoğunlukla bu şiddeti bir sonraki “zayıf halka” olan çocuklarına aktarmada daha “dirençsiz” olabiliyorlar.

    Yani bütünlükçü olarak baktığımız zaman, şiddet cehalet, yoksulluk, ve baskı kültürüyle büyüyen bir toplumsal sorun.

  4. cehalet, işte en kötüsü bu. nasıl bir vicdan nasıl bir yürek nasıl bir insan bir cocuğa kendi cocuğunu kafatası çatlayıncya kadar döver?vucüdunu ısırır?bugün semanur un haberini sonuna kadar okuyamadım bile. okuyamadım. kendi cocuğum olmadan öncede hepimiz gibi coucklara uygulanan şiddete karşıydım, ki bir çoğumuz annemizin terliğinden nasibini almışızdır, ondan bahsetmiyorum zaten. ama oğlumdan sonra kendi canınından olan birini nasıl sevdiğini nasıl korduğunu nasıl benimsediğini ve bunları hiç bir beklentin olmadan yapıldığını daha iyi anladım. ve bu durumu yaşarken nasıl Allahım neden? çok üzgünüm. Semanur ve onun gibilerine yardım edemediğim için çok üzgünüm. mekanın cennet olsun güzel melek…

Leave a Response