Çalışıyorken, dinamik hareketli bir hayatı varken insan kolayca ‘çocukla kariyer birlikte olur’ diyebiliyor. En azından ben büyük büyük harflerle her yerde, her ortamda söylemiştim: ‘NE VAR CANIM, 6 AYDAN SONRA İYİ BİR BAKICI BULURUM.’ Meğer o iş öyle olmuyormuş. Zaten olamayacağını karnım büyümeye başladığında hissetmiştim ben ama kimseye itiraf edememiştim. Kendime bile. Ne zaman elimi karnımın üstüne koysam, içimdeki minik bana dokunmaya çalışır gibi ittiriyordu içerden. ‘Tamam’ diyordum, buradayım. Onu kucağıma ilk aldığım an ‘merak etme minik, gitmeyeceğim, söz veriyorum’ dedim. Ağzımdan dökülüvermişti kelimeler.

Muhtaç. Anneye muhtaç. Sadece sütüne değil. Kokusuna, sesine muhtaç. Dokunuşuna muhtaç. Bırakabilir misin?

Kendi kendime, ‘hele bir 6 aylık olsun’ diyordum. Belki her şey düzene girer. Ben iyi bir yardımcı bulurum. O kadar yorgun, uykusuz ve sefil bir durumdaydım ki ilk zamanlar. Üç saat kesintisiz uykum yoktu. Zaten zor dalarım uykuya. Ben daha dinlenemeden Koray tekrar uyanırdı. Gündüzleri zaten faciaydı. ’45 dakika Koriş’ diyorduk ya kendisine. Gün bitmiyordu. Kucağımdaydı devamlı. Abartmıyorum, gerçekten de devamlı. Sıkıntıdan emziriyordum bazen. O da[pullquote]Anne nerede? Yok. Gitmiş. Bu kadın kim? Annem değil. Bana gülümsüyor. Benimle oyun oynamak istiyor. Ama annem gibi değil. İyi ama onun gibi değil.[/pullquote] sıkılıyordu heralde ki bazen 5 dakika arayla emmek istiyordu. Emzirirken hiç saate bakmadım. İkimiz(!) de ne zaman istersek o zaman. Babam ‘İremcim iyi görmüyorum seni, bir bakıcı arayalım Koray için, sen de işe git. 24 saat evde oturabilecek bir kadın değilsin’ dedi. Mümkün değildi bunu kabul etmem. Koray’ı yabancı birine bırakıp gidemezdim. Hiç tanımadığım bir kadına, iki tane referansına güvenerek oğlumu tüm gün onunla yalnız bırakamazdım. Benim annem de bu şehirde değil ki, çat kapı kontrole gelsin. ‘Kamera takarsın’ dediler. Yok, dedim. Her yere kamera taksam ne fark eder ki. Koray’ın anne özlemini giderir mi? Ancak, kadının oğluma nasıl davrandığını görebilirim. Benim tek derdim güvenlik meselesi değil zaten. Küçücük, henüz sadece annesini tanıyan, sadece ona güvenen, başka hiç bir şey hakkında fikri olmayan 6 aylık bebeğimi hiç alışık olmadığı birine emanet etmek bana çok korkunç geldi. Kendimi onun yerine koymaya çalıştım.

Anne nerede? Yok. Gitmiş. Bu kadın kim? Annem değil. Bana gülümsüyor. Benimle oyun oynamak istiyor. Ama annem gibi değil. İyi ama onun gibi değil.

Ben biraz fazla dramatize ettim sanırım ama aklıma bunlar geliyor. Dünyada bir sürü kadın çocuğunu bırakıp işe gidiyor. Bu annelerin çocuklarının psikolojik problemleri mi oluyor? Yoo. Ben kendime hakim olamıyorum sadece. Ancak öyle hastalıklı annelerden de değilim. Koray’ı aileden herhangi birine veya arkadaşlarıma emanet ederim. Hiç de aklım kalmaz. Kalır da, kalmaz.

Bakıcısı olan arkadaşlarım bir süre sonra duruma alıştıklarından ve bana göre daha rahat hareket edebildikleri için benim yalnız büyütüyor olmam garip geliyor onlara. Başlıyorlar sormaya. Eeee yalnız başına çıkmak istemiyor musun bazen? Ya akşamları? Kocanla veya arkadaşlarında yemeğe, sinemaya gitmek istemiyor musun?

Evet zor. Bir çocuğu yardım almadan büyütmek zor. Ben yine şanlıyım ev işleri için bir yardımcım var. En azından ütü ve temizlik ile uğraşmıyorum. Yemek, çocuk ve evin düzeni benim görevim. Bir de hepsiyle ilgilenmek zorunda olan anneler var. Onlar ne yapsın? Ne desin? Büyük ihtimalle bunları düşünecek, durumlarından şikayet edecek zamanları bile olmuyordur.

Gün içinde kuaför hariç Koray’la gidemeyeceğim bir yer yok ki. Onunla olmak, dışarıda vakit geçirmek hiç sorun değil. Gezmeyi benden çok seviyor zaten. Hiç mi yalnız kalmak istemiyorum? Gün içinde iki saat yalnız kalsam keşke, demedim bugüne kadar.

Akşamları biraz sıkıntı yaşamıyor değiliz. Ani gelişen programlara uymam pek mümkün olmuyor. Allahtan annemler çok sık gelip gidiyorlar. Biz de iki haftada bir dolu dolu hafta sonu programı yapabiliyoruz. Düğün, toplantı gibi günler için annem her an telefon başında sağolsun. ‘Bir otobüs biletine bakar, ben bir geceliğine de gelirim’ diyor. Zaman zaman da Anadolu yakasından transferlerimiz oluyor. Günü kurtarıyorum kısaca.
Benim şikayet etmememin esas sebebini söyleyeyim mi?
Koray erkenden uyuyan bir çocuk. En geç 7.30’da uyumuş oluyor. Böylece tüm akşam benim. Dışarıda vakit geçirmesem de sorun yok. Dinlenebiliyorum. Karı-koca baş başa vakit geçirebiliyoruz. Arkadaşlarımız geliyor. 10-11’lere kadar ayakta olsa bizim yaramaz, ben de kendimi sokağa atmak için her yolu denerdim büyük ihtimalle. Bakıcı biraz bu yüzden de yok. Yoğun geçen bir günüm var ama sakin ve yalnız bir gecem de var.

İkinci çocukta ne yapacağım? Hemen cevap veriyorum. Bir bakıcı arayacağım. En azından ben küçüğü emzirirken, o Koray ile ilgilenir. Oyun oynasa yeter. Ya da ben Koray’ı uyuturken, o yeni bebeğin altını değiştirir. Çok mu toz pembe bir hayal? Allah büyük diyorum hep. Sağlık versin önce. Karşımıza iyi insanlar çıkarsın, diye dua ederim her zaman.

Dün çok yakın bir arkadaşımla konuşuyordum. Büyük bir cesaretle oğlu 1 yaşındayken ikinci bebeği istediğine karar verdi. Aralarında 21 ay olan iki erkek çocuk var evde şimdi. Büyük neredeyse 2.5 yaşında, ufaklık 5 aylık süt kuzusu. 2.5’luğun da farkı var mı sanki? Bence tek fark anne sütü almıyor olması. Yoksa anneden beklentiler aynı. Arkadaşım da aynısını söylüyor. İkisi de uyku, banyo, oyun istiyor. İkiz değiller ki aynı anda aynı şeyleri yapasın. Biri emmek isterken öbürü oyun oynamak istiyor. Gelelim konumuza. Evet bir bakıcısı var. 8. oldu sanırım. ‘Tek çocukta kalsam mümkün değil bakıcı almazdım’ dedi dün. Belki evde olmasa ve evin düzenini kadına bıraksa bu kadar sıkıntı çekmezdi. Anne evde olunca, yardımcı kadınların her hareketi batmaya başlıyor. İyi de yardımcısız da olmaz iki küçük çocukla.

İkizleri olan başka bir arkadaşım zaten nefes alamıyor bakıcının izin günlerinde. 1 yaşını geçtiler ya nispeten daha iyiyim diyor. Birbirleriyle oyun oynuyorlar artık. Evet hareketliler ama oyun arkadaşı her an yanı başında. ‘Bakıcısız şurdan şuraya gidemem’ diyor. O da tek çocuğu olsa bakıcıya bırakamayacağı için bebeğini, ‘işten ayrılırdım’ diyor. ‘Hem çocukla uğraşıp, hem nasıl çalışacak mışım ben acaba?’ dedi sonra da.

Kısaca hem kariyer, hem de çocuk yapan full-time çalışan anneleri buradan tebrik ediyorum.

Bir de çalışan annelere sormalı! Sordum, soruyorum. Bebeklerini küçücükken bırakmış olmanın vicdan azabıyla yaşadıklarından bahsediyorlar ama çalışmak da onlara iyi geliyormuş. Gelmez mi? Anne olmaktan başka bir işe de yarıyorsun. Ağzında emziği olmayan, 80 cm’den uzun insanların da sana ihtiyaçları olduğunu anlıyorsun. Ekonomiye katkı yapıyorsun bir kere. Anneleri ile aynı şehirde olanların çoğu bakıcıya daha rahat bırakıp işe başlıyorlar. Bunu anladım ben. Belki ben de annemle yakın oturuyor olsam, işe başlardım.

Neyse ki evde otururken de bir şeyler yapabileceğimi anlamam çok uzun sürmedi de girişimci-anne kariyerime başladım. İhtiyaçtan doğan Slingo, yine annelik sayesinde ortaya çıktı. Çocukla evden çalışmak bile zormuş yahu. Çünkü Koray artık iyice bilinçlendi ve ne zaman bilgisayarımı açacak olsam, ‘kapann’ diye yanıma geliyor. Tahammülü yok. Oyun da istemiyor. Boş boş otursam da olur onun için. Yeter ki, ben başka bir şeye konsantre olmayayım. Ben de çözüm olarak bunu buldum:

Neyse ki akıl sağlığım hala yerinde. Tek çocuğunu bakıcıya bırakamayan anne olarak, evden çalışmaya çalışıyorum. İkinci çocuk olunca yardımcıya ihtiyacım olacağını bliyorum. Kendimi buna hazırlıyorum. Avuntum, anne evde olacak, bakıcı abla anneye yardım edecek. Anne evden kariyerine devam edecek.

Yani…
Hmmm…
Umuyorum…