Kaç gündür yazsam mı yazmasam mı diye düşünüyorum. Taslakların arasında göz kırpıyor bana. Başka bir şey de yazamadığımı fark ettim. Aklım bu sayfada.


Annelik açılımı yapıyorum.

Doğumdu, emzirmeydi, uyutmaydı, disiplindi derken büyütüyoruz işte bir şekilde. Okuyarak, dinleyerek, görerek, öğrenerek büyütüyoruz. Bir anlamda, biz de büyüyoruz çocuklarımızla. Blog yazmaya başlayınca buldum ben de diğer blog annelerini. Her birinin hikayesi tecrübe benim için. Okumalı, bilmeli, bir yerlere not etmeli. İster beğenirim, ister beğenmem. Kimse bana ‘çocuğunu sen de böyle terbiye et’ demiyor ki. Blog yazmak, başından geçenleri anlatmak ve paylaşmak için değil midir? Kimse okumasa bile yazarsın. Bunların bilgi kirliliği olduğunu düşünmüyorum. Aksine bunları zenginlik olarak görüyorum.

Blog furyası çıkmadan önce forumlar popülerdi. Herkes her derdini forumlarda arardı. Her kafadan bir ses. Doğru yanlış bir sürü önerme yapılıyor oralarda. İnsanın kafasını bulandırıyorlar. En iyi bildiğinden şaşar hale geliyorsun. Nerede çokluk, orada… demişler ya. Bu aralar ortalık forum tartışmalarına döndü. Benim bloglar veya diğer sosyalleşme ortamlarında takıldığım, herkesin birbirine müdahale etme çabası ve eleştiri yağmuruna tutulmak. Ne gerek var ki beğenmediğini sivri dille, hakarete varacak şekilde dile getirmeye. Bloglarda yazılara yapılan yorumları hayretle okuyorum. Hepimizin derdi aynı değil mi? ANNE OLMAK. Çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek.

Takılmışız bir doğal ebeveynliğe. Nedir doğal ebeveynlik?

Attachment Parenting ifadesinin karşılığı olmuyor aslında. Doğal ebeveynlikten veya attachment parentingten ya da şöyle diyeyim benim ‘anne olmaktan’ anladığım; çocuğu iç güdülerinle, sevgi dolu ortamda, sürekli onunla temas halinde büyütmek. Yoksa doğumu normal yap, 5 yaşına kadar emzir, evlenene kadar seninle anne-baba ile uyusun değil sadece. Hatta mümkünse eski zamanlardaki gibi olalım. Saçımızı süpürge edelim. Hazır bez kullanmayalım hiç. Teknolojiden de yararlanmayalım. Hayatımızı zorlaştıralım. Böylesi daha doğal!

Her kadının anneliği farklı. Nasıl bir politik görüşüm, dini görüşüm var. Annelikle ilgili bir fikrim de var. Tüm burada yazdıklarım benim doğrularım. Zaten tek bir doğru yok ki. Matematik problemi çözmüyoruz, bir insan yetiştiriyoruz. Doğal olmalı. Eskiler gibi rahat rahat büyütelim diyoruz. Gerçekten de rahat mı büyütmüşler bizi? Seçim yapma şansları var mıymış? Ben anneanne-babaannelerimiz döneminde yaşamak istemezdim açıkçası. Evet, kadın başına bütün evin işini yapıp, akşama 6 çeşit yemeği hazır edip bir de boy boy çocuk büyütmüşler. Elleri öpülesi kadınlar onlar ama ben tek çocukla ilgilendiğim için daha az anne olmadığımı düşünüyorum. Kimse sormuş mu onlara ‘kaç çocuk istersin, yardımcı kadın ister misin, sezeryan veya epidural yapalım mı?’ diye. Belki o dönemlerde, ebe yerine kadın doğum uzmanı tarafından doğum yaptırılsaydı, sezeryan bir seçenek olsaydı daha az anne-bebek ölümleri yaşanırdı. Annem, annesini hep mutfakta hatırlıyor. ‘Biz aradan çıkmışız işte o kargaşada’ diyor. Sonra beni ve kardeşimi büyütürken bile bu kadar çok bilgisi olmadığını. Benim şanslı olduğumu söyler hep. Çünkü artık yeni doğmuş bebeğin ağlama krizlerinin kolikten olduğunu, 2 yaşında şımarık diye hırpalanan çocukların aslında doğal gelişim sürecinde olduklarını biliyoruz.

Kundak yapıyorlarmış eskiler. Biz de yaptık Koray’a. Rahat ettik, memnunduk çok ama bizim bir farkımız vardı. Eskilerin bilmediği gerçekleri biliyorduk. Eskiden ve hala köylerde, bebekler ayakları sopa gibi düzleştirilip sıkıcı bağlanırmış. Hareketsiz saatlerce o pozisyonda kalırlarmış. Sonradan anlaşılmış ki kalça ve bacakların bu şekilde sabitlenmesi kalça çıkıklarına sebep oluyor. Bebeği kundaklarken sadece kollarının hareketini engelleyeceğiz, belden aşağısı serbest kalacakmış. Buyrun bakalım. Bilimin, tıbbın gerçeklerini görmezden gelebilir misiniz?

Annemin bir arkadaşı mutfakta doğmuş. Annesi 9 aylık karnı burnunda hamile, kocasının sülalesine yemek hazırlayacağım diye uğraşırken sancıları tutuyor. Tek başına üstelik. Doğuruyor kadıncağız soğuk taşta. Uzanıyor masaya yattığı yerden, ekmek hamurunun üzerine örttüğü tülbent geliyor eline, kızını sarıyor ona. Sonra da komşuya sesleniyor can hıraş. Annemin bu arkadaşı bu hikayeyi anlatırken hem güler, hem ağlar. ‘Zavallı annem’ der. Tamam bu biraz uç bir örnek olabilir. Ama eskiden kimse hamileye, doğuma özen göstermezmiş. Normalmiş kadının tarlada doğurması. Aşırı ilgi niye? Oysa o kadın hamileliğini sakince ve çok yorulmadan, kocasından şefkat görerek geçirmek istiyor. Tarlada değil de, bembeyaz, temiz çarşaflarda bir doktor kontrolünde doğum yapmak istiyor. Terslik anında sezeryan seçeneği olduğunu bilmek istiyor.

Tamam doğal olalım. Kitaplarda her yazana inanmayalım da bazı bilimsel gerçekleri göz ardı etmek ne kadar sağlıklı?  Ben pozitif bilime inanan bir kadınım. Doktor kızı olmamın etkisi vardır bunda. Ama bu demek değil ki, Doktor ne derse, kitap ne yazarsa doğrudur. Ferber, Tracey Hogg araştırmışlar. Kendilerine göre uyku sistemleri geliştirmişler. Ben şimdi ikisinden birini seçip onu mu uygulayacağım. Başka şansım yok mu? Ben Ferber’in yazdıklarının saçmalık olduğunu düşünmüyorum ancak bir bebeği de dakikalarca ağlatmanın da gerekli olmadığını savunuyorum. Çocuğun karakterinin çok ilgisi var. Çocuk ağlamaktan yorulup uykuya geçerse bu kimsenin başarısı olmuyor çünkü. Ama bir iki sızlanmadan sonra uyuyorsa doğru noktayı yakalamışsınız demektir. Belki ikinci bebeğim felaket bir şey olur. Sabaha kadar diker bizi. Bence her türlü bilimsel bilgiyi okumalı. Eskilerin ve başka annelerin tecrübelerini dinlemeli ve kendi düzenimizi yaratmalıyız.

Doğal ebeveynlik değil öyleyse benim tarzım. Ben attachment parenting’e inanıyorum. Çocuğun temasla, kucakta, koyun koyuna olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun için normal doğurup 5 sene emzirmek gerekmiyor. Üstelik sadece anne temasının yetmeyeceğini; kedi-köpek-böcek-ağaç-çiçek her canlıya temas etmesi gerektiğine inanıyorum. Çocuğun normal doğumdan çok onu ilgiyle dinleyen bir anne-babaya, her zaman güvende olduğunu ve sevileceğini bildiği bir eve ihtiyacı var. Normal doğuran bir anne söylüyor bunları. 10 kere olsa yine normal doğururum. Herkese de çağrı yapıyorum normal olun diye ama yetmiyor işte bu.

Bu da benim annelik açılımımdı. Açıldım saçıldım, dilimin ucundakileri yazdım.

Kimsenin anneliğini asla eleştirmem. Herkese saygı duyarım. Bana uyar, uymaz diğer fikirler olsun. Herkes anne değil mi? Ben sınırı aşıp hakaret seviyesinde eleştirenlere, sataşanlara tahammül edemiyorum sadece.

Zaten ben bu aralar, 2 yaş delisiyle uğraşıyorum evde. Sakin olmaya, bunun normal, DOĞAL olduğunu söylüyorum kendi kendime ama ayarım kaçıyor bazen. Bana bir çare…

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

3 Comments

  1. aynen katılıyorum sana İrem’cim, her zamanki gibi eline diline sağlık, çok güzel yazmışsın….
    sevgiler
    Guzin

  2. Caba gösteren ve gelişime açık her anne güzel insanlar yetiştiriciler bence de. Temelinde sevgi şefkat varsa sorun yok. Ancak kendi konforu icin minimum caba gösteren, Fast Food yediren, hamile iken veya bebeğin dibinde sigara içen, çocuğunu döven vb insanlarin ebeveynlik lisansının elinden alınmasını isterdim çünkü bir sürü psikopat yetişiyor bu yüzden.. Maalesef..

Leave a Response