Geçen hafta ‘Yeni Anneye Söylenmemesi Gerekenler’ adlı yazıyı yazdım biliyorsunuz. Benim amacım kimseyi bilgisizlik, işgüzarlıkla suçlamak değildi; veya biz annelerin son derece kutsal varlıklar olduğumuzu, dokunulmazlıklarımız olduğunu ve bizimle konuşacak kişinin kendini tartması gerektiğine dair bir imada da bulunmamıştım. Tek derdim özellikle ilk bebeğini kucağına alan yeni annenin ilk acemilik günlerinde aslında neye ihtiyacı olduğunu anlatmaktı. Orada sıraladığım maddelerdeki sözlere, sorulara bilhassa maruz kalmıştım ve maruz kalan arkadaşlarıma da şahit olmuştum. Eksiği yoktur fazlası vardır. Ben, yeni anneye ‘yalnız değilsin ve ne istediğini biliyorum’ mesajını vermek istemiştim. Olur da başkaları okursa belki, daha iyi anlar diye de ümit etmiştim şaşkın annenin halini.

Nerdeee…

Aynı yazıyı Milliyet.com.tr’de de paylaştım. Yazı çok okundu ve acayip bir yorum geldi bu arada.

Yorumun bir kısmını koyuyorum aşağıya noktasına virgülüne dokunmadan.

doğa ve seçilmişlik
başına silah dayanmış da doğurmuş bu yüzden de gelen her soru batan bir kadın profili görünüyor yazıda. doğanın size doğurma-emzirme gibi bir yaradılış sunması ve bu tesadüfi durumu sanki hayat boyu çalışıp, didinip elde etmişçesine yüceltmek nasıl bir ruh hali anlamak pek de mümkün değil. her soru bir saldırı ve doğuran kişi her şeyin en iyisini bilen seçilmiş bir şahıs… insanlar söylediklerini veya söyleyeceklerini sırf sizin biyolojik bir aktiviteniz gerçekleşti diye tartması, bunu beklemeniz kendinizi fazla önemsediğinizi gösteriyor. annelik bir meslek değil, doğanın tesadüfen ( erkek de olabilirdiniz ) bahşettiği bedensel bir getiri. her hamile, her doğum yapmış insanın çok özel olması fikri kulağa hoş gelebilir, ancak durum öyle değil. doğum yapıldı, uykusuz, yorgun, kilolu, bunalımlı bir dönem başladı…olabilir… madem doğurma kararı verildi bunların olacağı yüzyıllardır bilinen gerçekler. insanların sizin isteyerek geldiğiniz bu noktada soru sorması veya merak etmesi de…

Şimdi ben anlayamadım. Bir anne o, ilk günlerinde gereksiz eleştirileri, korkutucu sözleri, küçümseyen bakışları, ‘sen beceremezsin’ gibisinden davranışları hak ediyor mu? Biraz anlayış beklemek seçilmişlik anlamına mı gelmeye başladı? Bu nasıl bir yaklaşım? Empati kuramamak tam da budur işte. Bu yoruma oldukça üzüldüm. Yorum yapan adına daha çok işin doğrusu.

Daha önce de yazdım. Biz anneler aşırı bir ilgi, pohpohlanma falan istemiyoruz. Sütüm geldi-gelmedi, bebek uyudu-uyumadı, ay karnı mı ağrıyor yoksa sütüm mü yetmiyor, memelerim de kafam kadar oldu zaten derdindeyiz. Sizce kim bu ruh halini seçilmişlik olarak görür ki?!? Sonra… sonra geçiyor. O ilk anları unutuyorsunuz. Bu sefer başka sıkıntılar çıkıyor karşınıza. Yani, kısaca hamile kalmak ve doğurmak işin en kolay kısmı. Zor olan ise bir bebeği beslemek, büyütmek, etrafına saygılı, çevreye duyarlı bir birey olarak yetişmesini sağlamak.