Anneliğe terfi(!) ettiğim günden itibaren en çok zorlandığım aşamaları sınav olarak kabul ettim ve onları nasıl atlattığımı, sonucun ne olduğunu anlatacağım.

01 – Emzirmek

Benim ilk sınavım  hamilelik veya doğumla ilgili olmadı. Son derece rahat bir hamilelik ve bir o kadar da kolay normal doğum ile oğlumu kucağıma aldım. Benim esas derdim emzirmekle ilgiliydi. Uzun süre kimselere itiraf edemediğim bir ruh hali içindeydim emzirirken: sevmiyordum. Sevmedim, o his hoşuma gitmedi. Öyle büyük bir hayal kırıklığıydı ki benim için. Aylarca o anı bekle, bebeğini doğal olan, iyi olan anne sütü ile beslemeyi dört gözle bekle ve karşına çıkana bak: ¨Bir an önce emse de bitse bu işkence¨ düşüncesi. Kendimden de utandım, nefret ettim. Anlam veremedim. Lohusa depresyonu diyeceğim, o da değil. Çok basit ben emzirme hissini sevmedim. Sonuç: emzirdim. Hiç mama vermeden, ek gıdaya başlamadan 9 ay boyunca emzirdim. Söylendim, şikayet ettim ama emzirdim. Koray kendi kesti anne sütünü üstelik. Kendime 1 sene sınırı koymuştum üstelik, oğlum benden önce vazgeçti. İşte benim en büyük sınavım. Ben bu sınavdan geçtiğimi düşünüyorum. Belki yıldızlı PEKİYİ değil ama alnımın akıyla çıktım. Derslerime çalıştım ama beklenen performansı gösteremedim ama yılmadım.

02 – Çocuğunu uyutabiliyor musun?

Çocuk öyle veya böyle uyuyor. Henüz hamileyken aklınıza gelebilecek tüm uyku uzmanlarının kitaplarını okumuştum. Hazırlıklıydım anlayacağınız. Nasıl yapacağımı biliyordum ve daha da fenası kendimden öyle emindim. Ferber, Tracy Hogg, Sears… hepsi bir yere kadar çünkü her çocuk farklı. Her ailenin yapısı, alışkanlıkları, beklentileri de birbirinden ayrı. İşte bu yüzden tek bir doğru yok. Okursun, dinlersin sonra da doğru bildiğin şekilde uygularsın. 5 aylık civarı üç günlük Ferber methodu ile uykuya alışan çocuk 17 aylık yatağından kaçınca ne yaparsın? Hiç. Ağlatmak doğru gelmedi bana artık o saatten sonra ve hayatımda yeni bir sınav dönemi açıldı: Uyku ile imtihanım başladı. Kimi zaman yanına uzanarak, kimi zaman yanında oturarak uyutuyorum. Uykuya geçene kadar yanında biri olsun istiyor. Doğrudur, yanlıştır tartışmayacağım ve tartıştırmayacağım. Ben bana ve bize doğru geleni uygulayacağım.

03 – Yemek yedirmek ne zor işmiş?!?

Esas sorun bu. Katı gıdaya geçtiğimiz dün gibi hatırlıyorum. Nasıl heyecan yapmıştım. Hayatımızda yeni bir sayfa açılıyordu. Oğlum büyüyordu. Kaşıkla beslenmeye başlayacaktı. Anası gibi çooook iştahlı olacağını düşünüyordum. Aslında ilk başlarda fena da değildi. Verdiğimiz her şeyi yiyordu. İş ne zaman zorlaştı biliyor musunuz? Yürümeye başlayınca. O mama sandalyesinde oturmak istemiyordu. Yemeğe olan ilgisi çabuk geçiyordu. İlk 10 dakika yedi yedi ondan sonra onu masada tutmak için uğraş dur. Bugün 3 yaşını geçmiş durumda ve değişen pek bir şey yok. İştahlı ama yerinde duramayan bir velet. Onun tabağını bitirmesini sağlamak için sofraya taşımadığımız oyuncak kalmıyor. En sonunda benim sabrım da taşıyor. ¨Yemiyor musun? Hadi kalk sofradan¨ seviyesine geliyorum. Biliyorum ki bir sonraki öğün arayı kapatıyor. Evde benden başka kşm varsa tereddütsüz ona yıkar oldum görevi. Herhangi biri benden daha iyi beceriyor. Sabırsızlıktan mıdır, sıkıntıdan mıdır nedir yemek yedirme işinden fena halde bıkmış durumdayım. Sanırım en zayıf olduğum ders ;)

04 – Hastalık zamanları

Soğuk kanlılığımı korurum. Mantıklıyımdır. Doktor ailesinden gelmiş olmanın bir rahatlığı da var elbette. Bir de başım sıkıştı mı kendi çocuk doktorumuzdan önce babam, amcam, kuzenim var telefon açtığım. Ateş ne zaman çıkar, niye çıkar, ne yapılmalı, hangi ilacı kullanmalı bilirim. Panik yapmam. Çocuğu iyileştirmeye çalışırken bir yandan da pimpirik kocayı sakinleştirmekle uğraşırım çünkü.

05 – Oyun oynama

Bir de bu var beceriksiz olduğum. Neyse ki gün geçtikçe biraz daha kendimi geliştiriyorum. Ben malesef öyle saatlerce çocukla oturayım resim, hamur yapayım, oyun kurayım annelerinden olamıyorum. Hareket gerekiyor bana. Ya sokağa çıkıyoruz ya da evde koşturma, saklambaç oynama ya da dans etme halindeyiz. Öyle mıymıy sıkıntı geliyor. Evet, normal değilim, bu satırları yazarken fark ettim :) Neyse ki Koray da yerinde duramayan bir çocuk olduğundan bana ayak uydurabiliyor. Ben de onu kırmıyorum ve artık sıkılsam da patlasam da arabalarıyle ve figür hayvanlarıyla uzun uzun oyun oynuyorum. Neyi fark ettim biliyor musunuz bu arada? Onun dünyasına girdiğimi, onun gibi düşünmeye çalıştığımı, onu daha iyi anlayabildiğimi…

Ben anne olmayı seviyorum. Her ne olursa olsun.

Hem kim bilir daha ne sınavlardan geçeceğiz her birimiz.