Aaa o ne demek? değil mi… Valla itiraf ediyorum, sevmiyorum.

Çocuk yedirmek zor, çok zor. Sabır istiyor. Annelik = Sabır demek zaten de bu benim sınırlarımı aşmaya başladı. İştahsız bir çocuğum mu var? Hayır. Yemek yemeyi sever. Damak tadı da oldukça gelişmiş. Mesela yoğurdun yemekle karıştırılmasına illet oluyor ve en sevdiği yiyecek bile olsa yoğurt ile aynı kaşıktaysa mümkün değil kabul etmiyor. Sofraya oturtmakta da pek problem yaşamıyorum. İlk iki üç lokma harika gidiyor. Sonra ne oluyorsa, sandalyesinde çivi varmış gibi kalkıp gitmek istiyor. Sanki demin acıktığı için ekmek sepetini karıştıran o değilmiş gibi yemeyi reddediyor.

Niye?

Al ye işte değil mi? Sevdiğin yiyecekleri hazırladım. Renkli çatal-bıçak-bardak-tabak takımını koydum. İstersen sevdiğin bir oyuncak, kitap da bize eşlik edebilir. Tamam kendin ye, dök saç, önemli değil. Yeter ki ye. Ben mi yedireyim? Olur. Yeter ki ye.

[pullquote]Tamam kendin ye, dök saç, önemli değil. Yeter ki ye. Ben mi yedireyim? Olur. Yeter ki ye.[/pullquote]

Ben miyim tek bu işten nefret eden bilmiyorum ama bebek-çocuk beslemek bu hayatta en çok zorlandığım işlerden biri. Annem yanımda olunca otomatik olarak görev onun oluyor. Soramıyor bile, Koray ne yesin, nerede yesin, nasıl yesin? ‘Ne yaparsan yap, istemiyorsa da yemesin, çok ısrar etme’ diyorum. Zaten ısrarcı bir anne olmamıştır asla. Ama ne yapar eder, oyunlar, şarkılar, türkülerle yemeği yedirir benim annem. Belki de Koray -çok aç olduğu anların dışında, benim stresimi hissettiğinden huysuzluk yapıyor ve yemek saati her ikimiz için de sıkıntılı geçiyor ve hatta geçmiyor. Acaba aç mı kalıyor, yeterli beslenemiyor mu, diye de düşünmüyor değilim zaman zaman. Babası bile benden daha iyi besliyor sanki. Tabi Sarp, 7/24 ona bakmaya başlasa üçüncü öğünde pes edebilir.

 

Nedir bu beslenme sorunumuz? Etrafıma sordum, google’a sordum, kendime tekrar tekrar sordum…

Yürüyemeye başladığından beri yemeğe ilgisinin azaldığını biliyorum. Zaten 1-6 yaş arasında oyun çocuğu olarak adlandırıldıklarından sofraya oturmak, yemek yemek bile kolayca oyun haline gelebiliyor. Ancak bu gelişme döneminde inatlaşma sonucu yemekten iyice soğuyan çocuğun yetersiz beslenmesi gibi bir risk de oluyor. Araştırmalara göre oyun çocuklarında kanıtlanmış bir gelişim eksikliği görülmese de, 1-6 yaş arasında beslenme bozukluğuna çok sık rastlanıyormuş. Yeni beslenme alışkanlıklarının kazanıldığı, çocukların yeni yiyecek-içecek ve tatlarla tanıştığı bu okul öncesi dönemde beslenme bozukluğu ciddi boyutlarda olabiliyormuş.

Çocukların yemek yeme alışkanlığını kazanmasında ailedeki büyüklerin özellikle de annenin tutumunun çok önemli bir yeri vardır. Çocuk büyüklerin tutumundan etkilenir. Sofrada çocuğun yanında yemeklerin hep iyi olduğu söylenmeli, huzursuzluk çıkarılmamalıdır. Çocuğun şiddetle yemek istemediği yiyecekleri vermekte ısrar etmek doğru değildir. Yemek yeme konusunda çocuk ile büyükler arasında meydana gelen anlaşmazlıklar; annelerin belli saatlerde ve fazla miktarda yiyecek yedirme isteklerinden kaynaklanır.

demiş bir beslenme uzmanı…

Kısmen bizden bahsediyor.  Aslında Koray iştahsız değil sadece ilgisi çabuk dağılıyor. Oyun istiyor, özel ilgi bekliyor. İyi de bende bu küçük beyin dağılanilgisini toplamak için sabır yok. Hadi bir iki oyuncak, kitap, hikaye tamam. Zannediyorum ki kitaba bakınca mutlu olacak ve ağzını kocaman açacak. Neredeyse her bir lokma için yeni bir şey getirir oldum önüne. Üç-beş derken benim de sinir katsayım artmaya başlıyor haliyle. Koray anında hırçınlaşıp kaçmaya çalışıyor. Aslında karnı aç biliyorum. Sofraya kendisi koşa koşa geldi. İlk lokma için elimi çekiştiriyordu. Eeee ne oldu da karar değiştirdi? Yoksa asıl problem anne mi? Daha başında, inatlaşma, huysuzlanma olmadan hissediyor mu benim stresimi acaba?!?

Bu arada asla yemesi için ısrar etmiyorum, ağzını burnunu sıkan annelerden değilim. Çocuğa bu şekilde yapılan baskının sebebini anlayamıyorum. Olsa olsa annenin kendini tatmin etmesi içindir ve  bu yemek savaşını kazanma hırsından kaynaklanıyordur. Ben daha bugüne kadar bu savaşı kazanmış bir anne tanımadım.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet AYDIN demiş ki:

Yiyecek varsa hiçbir çocuk açlıktan ölmez

Çocukların yemek için zorlanmalarının tek nedeni, geleneksel beslenme rejiminden ayrılma. Anneler artık daha az çocuğu olunca, en iyisini nasıl yaparım diye endişeleniyor ve güya onu en iyi şekilde beslemeye çalışıyor. En büyük hata sabah kahvaltılarında yapılıyor. Peynir, zeytin, süt karıştırılıp bulamaç haline getiriliyor, çocuğa yediriliyor. Bir süre sonra çocuk bundan bıkıyor. O zaman mücadele başlıyor.
Televizyon reklamlarında cicili bicili yoğurt, çikolata, peynir gibi besinlerin çocuğa verilmesi öneriliyor. Bunların içindeki katkı maddeleri ve şekerler beslenmenin en büyük düşmanı. Şekerli gıdaya alışan çocuk tabii ki hep onu ister, normal, sağlıklı beslenmez.
Anneler çalışıyor, evdeki büyükler ya da bakıcılar da rahat yedirsin diye bu hazır gıdaları tercih ediyor, günü idare ediyor. Başlangıçtan itibaren çocuklara besinleri ezerek, karıştırarak vermek yerine doğal halleri ile sunmalı.
Ortamda yiyecek varsa, hiç kimse açlıktan ölmez. Çocuğun karnı acıkmışsa mutlaka bir şey bulur, yer.

Peki Ne yapmalı? Annenin yemek saatlerinde kendine hakim olması gerekiyor. Çocuk üç kaşıkta elbette doymaz ancak bir kaç dakika havalanması ve sofraya geri dönmesi için izin vermek herkesin stresimi azaltabilirmiş. Ya da anneanne çağırılacak. Ben rahat, Koray rahat:)