Bugün okuduğum bir kaç blog ve buralara yapılan yorumları görünce öyle şaşırdım ki. Herkes bir tarafta(!)ymış meğer de haberim yokmuş. Uyku konusuna yaklaşımın önderliğinde ikiye ayrılmış durumda internet anneleri. Bebeği ile uyuyanlar ve bebeğini kendi yatağında/odasında yatıranlar. Karşılıklı link atışmaları, uzmanlardan alıntılar, örneklemeler veriliyor. Birbirlerinin bebeklerine acıyorlar. Bazen yazılanların tamamının okunmadığını anlıyorum. İtiraf ediyorum çok uzunsa yazı, benim de atladığım oluyor. İşte o atlanılan paragraflarda önemli bilgiler olabiliyor. Konuyu kaçırıp haksız yorumlayabiliyoruz. Peki amaç ne? Yok. Ben anlayamadım en azından.

Çocuk büyütmek tuhaf bir şey. Tek bir doğru yok. Bir kere aileden gelen, kendi yetiştirilme tarzınızdan dolayı olumlu olumsuz fikirleriniz oluyor konuyla ilgili. Sonra biz modern anneler okuyoruz. Bilgiye ulaşmak artık kolay. Ardından diğer blogları takip ediyoruz. Diğer annelerin tecrübelerini soluksuz okuyoruz. En sonunda da kafamızda bir anne tipi belirliyoruz.

Koray’a hamileyken uykuya takılmıştım çünkü çevremdeki herkes bir şekilde şikayetçiydi. Gözüm öyle korkmuştu ki önüme geleni okumaya başladım. Ferber’den Tracy Hogg‘a, Elizabeth Pantley’den Dr.Sears‘a, Polly Moore‘dan Jennifer Waldburger‘e kadar onlarca evet abartmıyorum onlarca kitap okudum. Açıkça ifade edeyim favorilerim Dr.Sears ve Polly Moore. Sevmediğim ve bana inanılmaz şekilde saçma gelen önermeleriyle Tracy Hogg’un neden bu kadar çok tutulduğunu anlayamıyorum. Dr. Sears hakkında pek bir şey dememe gerek yok. Ailecek kendilerini mutlu çocuk yetiştirmeye adamışlar. Polly Moore’un The 90-Minute Baby Sleep Program: Follow Your Child’s Natural Sleep Rhythms for Better Nights and Naps adlı kitabını tüm yeni başlayanlara öneriyorum. Kitap bir yaklaşımdan bahsetmiyor. Çocukların uyku düzenini anlamanızı sağlıyor. Bunu anladığınızda da işler kolaylaşıyor çünkü bebeğinizin ne zaman uykudan uyanacağını bile öğreniyorsunuz.

Bunlardan sonra aklımda iki nokta vardı: bebeğimi ayağımda sallamayacaktım çünkü annem benden altı yaş kardeşimi ayağında sallayarak uyutmak zorunda kalıyordu ve bu görüntüden bana sinir basmıştı. Diğer yapmayacağım ise minicik bebeğimi kendi kendine uyumayı öğrensin diye bir başına ağlatmaya bırakmaktı. İkisini de yapmadım. Benim tarzım ikisi de olmayacaktı. Ben bebeğimi anlamayı seçtim ama kendimi unutmadan. Bebeğin daha doğrusu çocuğun her istediği olmalı veya tam tersi çocuk şımartılmamalı, bir an önce terbiye edilmeli gibi uç eğilimleri bir kenara koymuştum zaten. Olabildiğince doğru olanı, bana doğru geleni yapacaktım. İç güdülerime kulak verecektim. Öyle de yapıyorum.

En iyi anne miyim? Yoo. Öyle bir şey yok ki. En iyi anne kimdir? Kime göre, neye göre en iyidir?

Elbette bazı uç örnekler, psikolojik sorunları yüzünden gerçekten de kötü(!) anneler var. Onlar kötü anne de değil, kötü insan. İşin gerçeği, çoğu zaman kendim için çizdiğim anne tipinden uzaklaşıyorum. Uyku konusu iki ileri bir geri mesela. İlk 4 ay kucağımda uyuyan oğlum, 5. ayında kucağımda rahat edemeyince yatağına yatırdım. Başladı vızıklamaya. Ben pış pışlayarak veya ninni söyleyerek uyuttum. Sonra kendi kendine uyumaya başladı. Ta ki 16. ayında yatağından kaçmayı becerene kadar. Kafese koyacak halim de yok. İyi gel, dedik gece yarısı misafirine. Hiç zorlamadım. Ağlatmadım. Ya gittim yanına uzandım ya da yatağımıza gelmesine izin verdim. İtiraf etmeliyim huzursuzum, ya bu hep bizimle yatmak isterse! diye. Yumuşak bir geçişle gece boyu yatağında yatmasını sağlamak istiyorum ama şu anda doğru zaman değil, diye düşünüyorum. Emzikten yeni kurtulduk. Daha önümüzde tuvalet meselesi var. Sırayla ilerliyoruz. Şu durumda ben hangi gruba giriyorum?!?

Hülya‘nın dediği gibi sanırım ben de deneysel anneyim. Ancak yine yanlış yorumlayanların anladığı gibi ‘bunu okudum, bu en iyi yöntem’ deyip deneyip de başarılı olamadığımda, onu çöpe atıp yerine başka bir ‘en iyi yöntem’ ilan etme değil benimki. Çocuğumun gelişimiyle paralel bir ebeveynlikten bahsediyorum. Madem ki artık yatağından kaçıyor ve bizimle uyumak istiyor, bir deneyelim bakalım derdi neymiş? yaklaşımı.

Bir de şu Attachment Parenting olayı var.
Her aileye ve her bebeğe uyacak tek bir reçeteleri olmadığını söylüyorlar bu akımın öncüleri. Attachment Parenting, ebeveynlerin kendi sağduyu ve sezgilerini kullanarak aile yapılarına uygun bir ebeveynlik tarzı geliştirmelerini öneriyor. Bunun yanı sıra şu sekiz prensipten bahsediyor AP:

  • Hamilelik, doğum ve ebeveynliğe hazırlık yapın
  • Sevgi ve saygı ile büyütün
  • Duyarlılıkla cevap verin
  • Dokunun
  • Fiziksel ve duygusal olarak en güvenli uyku yöntemini sağlayın
  • Tutarlı ve sevgi dolu olun
  • Pozitif disiplin uygulayın
  • Kişisel yaşantınız ile aile yaşantınız arasında bir denge kurun

AP bir paragrafla anlatılacak, anlaşılacak bir yaklaşım değil. Yakın zamanda ne olduğunu, ne olmadığını detaylarıyla anlatacağım bir yazı hazırlıyorum. Önce benim de öğrenmem gerekenler var. Yine de kısaca bahsetmek gerekirse AP; çocuğunuzun, sizin ve genel aile yapınızın karakterine uygun ebeveynlik yapmak demek. Dahası ‘Nasıl uyutursan uyut, ne kadar emzirirsen emzir. Yeter ki doğru olduğuna eminsen yap. Çocuğunu sev, çok sev ama daha da önemlisi ona saygı duy. Onu dinle. İsteklerini, ihtiyaçlarını iyi anla. Onun birey olduğunu unutma. Onu baskılama, katı yöntemlerle duygularını göz ardı etme!’ diyor.

Aslına bakarsanız sağlıklı, aklı başında her anne bilmeden de olsa AP uyguluyor diye düşünüyorum. Çocuğunu sevmeyen, onun ihtiyaçlarını yerine getirmek için çırpınmayan anne var mıdır? Sezeryanla doğum yaptığı, çocuğunu 3 yaşına kadar emzirmediği veya bebeğiyle beraber uyumadığı için bir anneyi AP’ye karşı olmakla suçlamak ne kadar saçmaysa; bağıra bağıra doğuran, günü sadece 2 saat uykuyla geçiren ve çocuğunun ağlamasına her ne sebep olursa olsun izin vermeyen bir anneyi de Attachment Parenting kahramanı yapmak da o kadar anlamsız.

Biz kimi yargılıyoruz? Fikirleri, tarzı bize uymayan başka anneleri. Bize düşer mi? Hayır. Eleştirmek hakkımız ama yargılamak, saflara ayrılmak ve savaşa hazırlanır gibi sesimizi acımasızca yükseltmek pek şık bir yaklaşım olmuyor. Ne dersiniz? Anne olmanın zorluklarını beraberce aşmak yerine yarışmanın gereği var mı?

Umarım yine birilerini kızdırmamışımdır :)