Herkes gibi ben de bu sözleri sarf ettim zamanında. Aslında büyük konuşmamak gerektiğini çok daha ilginç bir tecrübeyle öğrendim ben. Ortaokuldayken düzenlenmiş olan bir Bursa gezisi dönüşü anneme ‘Bir daha asla Bursa’ya gitmem. Ne tuhaf bir şehir öyle. Karanlık, mutsuz bir yer’ demiştim. Gitmedim gerçekten de. İyi de insana böyle yuttururlar lafını: sen git Bursa’lı bir adamla evlen. Oldu mu? Oldu valla.

Bu deneyimden sonra hep dikkat etmişimdir sözlerime. Büyük konuşmamak gerektiğini biliyorum. Ancak konu çocuk olunca insan kendinin ‘disiplin abidesi’ olacağını falan zannediyor, atıp tutmaya başlıyor. Henüz hamile değilken ancak çocuk fikri gündemdeyken çevremdeki aileleri daha dikkatli incelemeye başlamıştım. Herkesin anneliğine, babalığına bir eleştirim vardı.

En büyük konu UYKU biliyorsunuz bizde.

İki kuzenim 1.5 sene arayla doğum yaptı. İlki, kızını ağlatarak uyuttu. Kuzenimi destekleyenler ve desteklemeyenler arasında bir kargaşa oluyordu her uyku seansında. Ben tam ortadaydım. Anneye karışılmaması gerektiğini ancak ‘ağlatmadan da bu iş olur pekala’ diyenlerdendim. Bu arada bebeği deliksiz uyurdu bu kuzenin. Uyku problemi nedir bilmezler. Ağlattığı için mi yoksa bebeği uykuyu sevdiği için mi bilmiyorum elbette.

İkinci kuzen, yukarıdakinden yola çıkarak hamile olduğunu öğrendiği gün ‘ben ağlatmayacağım ne olursa olsun’ dedi. Biraz bakıcının yanlış uyku sisteminden dolayı, biraz da ağlatmama kararının etkisiyle sanırım bu sefer uyku problemi olan bir çocuk vardı karşımızda. Uykuya geçmek bilmez, bir de üstüne gecede 3-4 kere uyanırdı. Kuzenim ile kocası nöbetleşe oğlanın odasında yatarlardı, gece uyandığında anında müdahale etmek için. Bu sefer de  ‘illa her kalktığında yanına gitmek şart mı? Kalsın yatağında biraz mızırdansın işte. Hem insan kocasını-karısını bırakıp gidip çocuğunun odasında yatar mı?!?‘ diye geçirmiştim içimden.

Toydum, bilmiyordum, anne değildim.

Kendi kendime söz vermiştim. Uykuyu problem etmeyecektim. Bravo tebrik ediyorum kendimi :O

Sonra hamile kaldım. Bir arkadaşım 2 yaşındaki oğluyla birlikte yattıklarından bahsetti. Efendim doğduğunda yatağına koymuş sonra 1 yaş civarı hastalanmış, yanlarına almışlar gece. Oğlan bir daha çıkmamış yataktan. ‘Beceremedim sonra kendi yatağına geçirmeyi’ dedi. Ben de içimden ‘cık cık cık, ne kadar zor olabilir ki?!? Tembel anne bu. Kendi uykusu bölünmesin diye çocuğuyla yatıyor‘ diye düşünmüştüm.

İnanamıyorsunuz değil mi? Ben de inanamıyorum kendime.

Başka bir arkadaşım hamileliğinin son aylarını endişe içinde geçirdi. Sebebi ise bebeğinin yeterli kilo alamamasıydı. Doktoru her şeyin yolunda olduğunu, bebeğin yapısının böyle olduğunu yüzlerce kez anlatmasına rağmen, benim canım arkadaşım takmıştı kafayı. 10 gramın hesabını yapıyordu. Kızmıştım, ‘Neden böyle yapıyorsun? Doktorun demiş sana problem yok diye. Lütfen düşünme artık’ demiştim. Bir kaç ay sonra sıra bana gelmişti resmen. 20-22.hafta detaylı ultrason kontrolünde bebeğin kilosunun haftasına göre geri kaldığını söyledi doktorum. Karnım da küçüktü, doğru dürüst kilo da almamıştım. Ancak bunun benim yeme düzenimle bir ilgisi olmadığını da üstüne basa basa söyledi. Yani kafama taktığım gibi bir gelişme geriliği yoktu. Kilosu düşüktü sadece. Olsun, bu bilgi benim kalan haftalarımı kendime zehir etmeme, zama zaman ağlamama bile yetmişti.

Aaah, sonra ben çalışacaktım. İşe geri dönecektim. Öyle evde oturup tüm gün çocuğa bakmak?!? Bakıcı bulmak kolay(!) zaten. Bir iki gün zorluk çekecektik sonra alışacaktık hepimiz nasıl olsa. Hatta bana ‘sen işe geri dönmezsin kesin’ diyenlere de çemkiriyordum. Buyrun dönemedim. Hiç içimden gelmedi.

Ha, bi’de çocuğuma bağırmayacaktım. Hele sokak ortasında. En nefret ettiğim anne tipiydi çocuğuna kaş göz işareti yapan, bağıran, kızanlar.

 

Ve fakat şunları gerçekten de yapmadım, yapmıyorum.

Bebeği ayakta sallamak (ikincide ne olur bilinmez tabi)

Evhamlı anne olmak. Hem de hiç değilimdir. XL annelerdenim sanırım.

Kat kat giydirmek. Tek kat yeter :)

Sokağa adım atmak için 40’ının çıkmasını beklemek. Valla ikinci gün doktora yürüye yürüye gittik. Üçüncü gün de markete gittik. Dördüncü gün alışveriş… şimdi çocuğu eve sokamıyorum.

 

Çocuklu hayat böyle bir şey işte. İnsanı kendinden şaşırtıyor.