Ben mi çok şanslıyım yoksa biraz da bu durumu kendim mi yarattım bilemiyorum ama Koray anaokuluna hem ilk günden adapte oldu hem de her zaman okula gitmek istedi. Hafta sonları bile okula gitmek istiyor. 3 yaşına 2 ay kala, 3 yarım gün olarak başlattığım anaokuluna iki hafta sonra 5 yarım gün, iki ay sonra da 5 tam gün olarak devam etti. Okulda annesini hiç sormayan, ağlamayan tek çocuktu. Hatta kendimle sorun yaşadım bu yüzden. Çocuk benden kurtulmak mı istiyor, diye düşündüm. Çok mu sıkıcıydım, çok mu kuralcıydım, çok mu bıktırmıştım kendimden? Ben böyle düşünürken anladım ki sorun bende değil. Ortada sorun yok. Koray arkadaşlarıyla olmaktan müthiş mutlu.
Preschool kids games

Yaramaz, daha doğrusu düz duvara tırmanan bir çocuk olmasına rağmen okulda kısa sürede herkesin gönlünü fethetti bile. Gerçi ben ilk kez görüşmeye gittiğimde Koray’ın oldukça hareketli olduğunu ve bundan çekindiğimi söylediğimde öğretmenlerden biri ¨Biz hareketli çocuklara bayılırız. Bu tip çocuklar sınıfın dinamiğini arttırır. Diğer çocukların fiziksel gelişimini bile hızlandırırlar.¨ Zaten bunu duyunca Koray’ı bu okula göndereceğimi anlamıştım.

Seçmek kadar o kararı verip günü geldiğinde götürüp bırakmak da bir o kadar sancılı. Daha önce fikirlerini aldığım eski bir anaokulu sahibi olan Sevgili Esra Madran bana demişti ki:

Yuvaya başlamanın ideal yaşı, annenin kendini yuvaya başlamaya hazır hissetmesi ile doğru orantılıdır. Siz ne kadar rahat olursanız, çocuğunuz da o kadar rahat olacaktır.

backtoschool

Durumu bundan daha iyi anlatan bir ifade olamaz. Çocukları anaokulu ile tanışan anneler genelde çocuktan çok daha fazla endişeli oluyorlar çünkü. Okula, öğretmenlere alışacak mı, arkadaşlarıyla iyi anlaşacak mı, çok hırpalanır mı, arkamdan ağlar mı, beni sorar mı, rahat eder mi…. soru üstüne soru. Oysa bunların yarısından çoğu bile sorun olmuyor eğer ki okul size ve yaşam şartlarınıza uygunsa. Çocuğun sosyalleşmeye, yaşıtlarıyla birlikte olmaya, yeni şeyler keşfetmeye, anne-baba-ev çemberinden dışarı çıkarak kendi kendine güven kazanması gerekiyor. Okul iyidir, harikadır. Çocuklarınızı okula gönderin anneler. Gönderin ve onları özgür bırakın (az da olsa). Alışma sürecenin nasıl olacağı size bağlı. Stres yapmayıp çocuğa gerekli bilgileri verip güven telkin ederseniz emin olun o daha da rahatlayacak ve arkasına bakmadan okuldaki arkadaşlarının yanına gidecektir. Arada elbette arızalar çıkabilir. İlk birkaç hafta buna hazır olun. Çocuğunuzu okula bıraktıktan sonra yakınlarda bir yerlerde olmaya çalışın ki ‘anne krizi’ baş gösterirse sizi aradıklarında hemen ulaşın.

Çocuk okula alıştıktan sonra ne mi oluyor? Anne kocaman bir oh! çekiyor kendine ayıracak birkaç saati olduğu için. Bu kötü bir şey değil. Buna sevinmek tamamen normal. Vicdanınızın sızlamasına ve sızlatılmasına izin vermeyin. Anne olmak 7×24 bir çocukla ilgilenmek, evle ilgilenmek, hayatla mücadele etmek o kadar kolay değil. Annelik, yan gelip yatma yeri hiç değil. İlk birkaç gün ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz, saatler yetmiyor, çocuğu okuldan alma saati geliyor. Bu sefer de heyecandan erken gidip okul kapısında bekliyorsunuz. Zamanla bu duruma da alışıyorsunuz. Saatlerinizi planlıyorsunuz, bir dakikanın bile önemi oluyor çünkü. Alışveriş mi yapılacak, yemek mi yapılacak, yoksa bir arkadaşınızla mı bulşacaksınız ya da yalnızlığın keyfini mi süreceksiniz… hepsi bir düzende ilerliyor.

Çocuk da anne de bu yeni hayata alıştıktan sonra işler hafta sonları ve tatillerde karmaşık hale geliyor. Demedi demeyin. Anaokuluna giden çocuğu bu boş zamanlarda eğlendirmek, oyalamak o kadar da kolay olmayabiliyor. Daha doğrusu tam gün yuva mesaisi başlayınca annenin işinin kolaylaştığı kesin. Çocuğunun güvendiği bir ortamda bütün bir gün bulunuyor olması harika bir duygu. Aklı kalmıyor ama gün anneye kalıyor. Çoukla eve geldiği birkaç saat tüm enerjisiyle ilgilenmek, onu yedirmek yatırmak dünyanın en zevkli işi oluyor. Oluyor da hafta sonları ve özellikle uzuuun tatiller kabus oluyor. En azından benim gibi beceriksiz ve çabuk sıkılan bir anne için kolay olmuyor. Çocuk sıkıldığı için olmadık işler, yaramazlık yapıyor. Ben bu uzun tatillerde soluğu kalabalığın arasında alıyorum. Annemler, kuzenler vakit kolay geçiyor diye. Hatta bu yaz sonuna doğru tatil öyle uzun geldi ki Koray devamlı eve gitmek istediğini belirtti. Bunu söylerken birkaç sefer de babamız yanımızdaydı ve aynen şöyle bir diyalog geçti:

Koray:

– Anne, ben İstanbul’a gideceğim, lütfen.

Ben:

– Oğlum, daha okul açılmadı, şimdi gidemeyiz. Daha var.

Sarp:

– Annen sana iki hafta bakamıyor evladım.

 

Sonuç olarak eğitim şart. Herkes için hem de ;)